Kendini Bağrına Basmak – Öz Şefkat

Şefkat nedir, kime gösterilir, hangi durumlarda önemlidir gibi ifadelerle başlamayacağım. Bunun yerine şu soru yazımızın girizgâhı olabilir: Şefkati başkasına gösterdiğimiz kadar kendimize de gösterebiliyor muyuz?

Hepimizin zorluklarla sınandığı, amansız imtihanlara maruz kaldığı, dönem dönem Hz. Yusuf’un kuyusundan daha derinlere atılmış gibi hissettiği anlar olabilir. Böylesi vakitlerde bir el ararız; kalbimize değsin, dindirsin sancılarımızı. Bir bakış ki dağıtsın göğsümüzü kaplayan hüzün bulutlarını. Aramaya uzaklardan değil kendimizden başladığımızda bir elle diğer elimizi ısıtma kabiliyetimiz olduğunu bildiğimiz gibi, beklenilen ilgi ve alakayı bizzat kendimize verebileceğimizi de fark ederiz. Germer eserinde şöyle diyor: ‘‘Bir kişiye uzunca bir süre özenli bir dikkat odaklarsanız, içinizde sevginin ve şefkatin sessiz enerjisinin yükseldiğini hissedersiniz.’’ O kişi neden önce kendimiz olmayalım? Deneyebilirsiniz: Hayal kırıklığına uğradıktan sonra elinizle kalbinizi okşayıp her şey iyi olacak dediğinizde, kimsenin umurunda olmadığınızı düşündüğünüz bir anda aynaya bakıp kendinize gülümsediğinizde, sabah kalkınca kimsenin kalkmamış olduğunu görüp çay demlemekten vazgeçecekken dönüp kendiniz için bir çay yaptığınızda, velhasıl sevmeye kendinizden başladığınızda kalbinizdeki şefkati görebilir, bunu dalgalar halinde tüm yaşamınıza yayabilirsiniz.

Tüm bunlar bilim dilinde ‘‘öz-şefkat’’ olarak adlandırılıyor. Öz şefkat kendimizi sevebilmek, kendimizle arkadaşça yaşayabilmek demek. Şefkat, yüreğin bir başkasının ıstırabına titreyerek yanıt vermesi ve bu ıstırabın hafifletilmesini istemesidir.* Hiçbirimiz zor bir zamandan geçen dostumuza kırıcı davranmak istemeyiz. Hayatımızdaki güzellikleri onunla paylaşmak, dostumuzu neşelendirmek isteriz. Ama yeri gelir başkasına gösterdiğimiz ilgi ve alakayı kendimize vermeyiz. Sevmek eyleminin özne ve nesnesinin aynı kişi olma zamanı neden hiç gelmez bizim yaşantımızda? Buradan kastım benliğimizi idolleştirip kibrin kör dünyasında bir yer edinmek değildir asla. Kendi ıstıraplarımıza da cevap vermek, kendi acılarımızla da ilgilenmek zorundayız. Çünkü zor zamanlardan geçtiğimizde, anlaşılmadığımızda ve hatta mutluyken bile bir şefkat kaynağını kendimizde bulmak, bizi daha da güçlü kılacaktır. Kişinin kendine şefkat gösterebilmesi için yapılacak ilk şey tanımaya ve sevmeye kendinden başlamasıdır. Tanımadığımızı sevemeyiz. Sevemediğimizi daha kolay incitiriz. Bir kez kendimizi sevmeyi yeniden öğrenirsek, bu sevgiyi daha dolu dolu bir şekilde başkalarına da verebiliriz.**

Anlam yolculuğumuz bir ömür boyu çalkantılı, dikenli yollarda sürse de şefkat elini kendi kalbimize koyduğumuzda orada değerli hissedebiliriz. Varoluşumuzun eşsiz mucizesine önce biz tanık olabiliriz. Hani ”eşhedü-şahidim” diyoruz ya. İşe kendimize şahit olmaktan başlayabiliriz.

Farkındalık, ‘Acını hisset’ der, öz şefkat ise ‘Acının ortasında kendini bağrına bas!’ Bunların ikisi de hayatlarımızı bütün kalbimizle kucaklamanın birer yoludur. ***

Değerli bir yazar: ‘‘Yüzünü ışığa dönmüyorsan a canım, çiçekler sana kokmaz!’’ demişti. Ben de buna ekleyerek diyorum ki: Şefkati kendine göstermiyorsan dostum, hayat sana gülümsemez…

*Christopher K. Germer, Öz Şefkatli Farkındalık, S:111

**Christopher K. Germer, Öz Şefkatli Farkındalık, S:147

***Christopher K. Germer, Öz Şefkatli Farkındalık, S:120

Kübra Çetin

Bir garip hiç kul...

Kendini Bağrına Basmak – Öz Şefkat” için bir yorum

  • 29 Kasım 2019 tarihinde, saat 12:18
    Permalink

    Gönlüne ve kalemine sağlık…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.