Kırlangıçlar Gazeli

I) Ben de sıkıldım her akşam öldürmekten kendimi. Yeni bir adamın doğması gün için ne büyük bir sancı bilemezsin. Güneşin çığlıkları varsa bizzat banadır. Kuşların cıvıltısını duyuyorsun bense gazeline ağlıyorum.

II) Sabah berrak ve soğuk sulara sahip uzak beldelerin birisinden kıyıya yakın bungalov bir ev inşa ediyoruz. Ben ikinci el aldığımız bir sandalın önce zımparasını yapıyorum. Mavi renge boyuyoruz  onu ikindi serinliğinde. Kıyıya çarpan meltemsi dalgaların sesi ense köklerimizden sıyrılıp sahile çarpıyor. Su değip duruyor ayaklarımıza annesinin dizinden ayrılmayan bir çocuk gibi. Komşular yok, konuşan da yok. Şarkılar var onu biliyorum. Sonra yokluyorum ceplerimi hepsi kum. Hiç kumla inşa edilir mi hayalleri insanın. Kırlangıçların gazelini duyuyorum. Güneş yine bağırıyor. Yakıyor suratımı balkonun sıcağı. Uyanıyorum. Burası ait olmadığım yerin tam ortası.

III) Öğle vakti Semerkant’a uğruyorum. Gökten üç elma düşüyor. Üçü de birbirinden habersiz. ”Nasıl bilirdiniz” deseler yalandan ”iyi bilirdik” diyecekler. Sonra yolları şiirlerden,ilimlerden ve hukuktan geçip kentin merkezinde buluşuyor. İki elmadan biri ehli keyif diğeri gaddar ve hain. Son elmayla sürdürdüğü savaştan sonra kök salmış olduğu ağaca çok çektiriyor. Ama dünya bu ya elbet kuruyup gideceksin derler elmaya. Zalim izzetinde mazlum zilletinde kök saldığı dünyadan bir diğerine hesap için filizleniyor.

IV) Akşam oluyor. ”Dağına göre dumanı olanlar derneği” ile bir çay partisi düzenliyoruz. Herkesin sponsoru kendisi oluyor. Alman usulü demişler adına ama neden Alman olduğunu kimse bilmiyor. Ve kimseye demli çay torpili yapmıyoruz. Oradan birisi kalkıp ”Ben falanca çay ocağı sahibinin yiğeniyim” diyor. ”Nasibine ne düşerse o” diyoruz, susuyor. Birisi merak edip ”yetkili kim” diye sorsa çok sonradan o da alışıyor burada kendisine en candan olan kimsenin en yetkili olduğunu. Ayrılığı başlatan elmayı protesto ediyoruz sonra. Herkes büyük bir iştahla ısırıyor yakasından. Öğle vakti çıkan hadiseyi anlatıyorum. Kimse ağlamıyor. ”Elma bu yapar vallahi” diyor birisi susmak ayıp kaçmasın diyerek. Laf olsun torba dolsun. Dolsun be abicim! Seni mi kıracağız. ”Lakin paylaşma her şeyi sosyal medyada” diyorum. ”Kendimizi takipçi sayımıza bölüp her birisine pay etmekten evde bizden kalmadı kendimize.”

V) Gece eve dönerken yüzünde sinsi güller açan bir tüccar görüyorum karşımda. ”Sonunda iyileşti!” diyerek geçiyor yanımdan. Arkasında bir işçi ve ayaklarında kan. Ufuktaki çöle doğru bakarak koşup oynadığı çocukluğunu düşünüyor ve ağlıyor. Gözlerimin içine baktığını fark edince ürküyorum. Aniden bağırıyor suratıma: ”Drapetomania!” Bu sözü duyunca suratım sapsarı kesiliyor. Çok uzun zaman sonra bu cehaletin ve sömürgenin tekrar mezarından hortladığına inanamıyorum. Başka bir yöne çeviriyorum suratımı ve hızlı adımlarla uzaklaşıyorum oradan. Ben uzaklaştıkça sesler daha da yükseliyor: ”Drapetomania! Drapetomania!”

VI) Soğuk terler bırakarak ketin kaldırımlarına evin kapısından içeriye zorla atıyorum kendimi. Burası beni üzerime akın eden sağır süvarilerin kılıçlarından koruyor. İnsanın yalnızlığını kalabalıklara taşıması ne kadar güç hale gelmiş. Ve yaşamak, o da bir o kadar güç. Asla dokunaklı bir şarkı değil. Bunu okuduğum şiirlerde değil tanık olduğum sokağın bin bir farklı yüzünde buluyorum. Tanık oldukça devrediyorum dünyayı bütün insanlığa. Uzaktan kendime göre bir yer beğeniyorum ve tam oturacakken ”elbette her güne hayatla savaşacakmış gibi uyanmalıyım” diyor ve ellerinden tekrar kapıyorum anahtarı. Bu karmaşıklığın iki ucu arasında gidip geliyorum su arar gibi. Mutlaka taşların arasından bir pınar fışkırdığı gün, bir kahraman bir dua uçurduğu zaman neslinin kulağına elbet yeniden bir tohum ekilecektir diye umut ediyorum. İnanıyorum ki hayat hakiki var olanın elinde yoktan bir kere daha var olacaktır.

VII) Ben de sıkıldım her akşam öldürmekten kendimi. Yeni bir adamın doğması gün için ne büyük bir sancı bilemezsin. Güneşin çığlıkları varsa bizzat banadır. Kuşların cıvıltısını duyuyorsun bense gazeline ağlıyorum.

 

 

 

 

 

Muhammed Usame ALPTEKİN

İnsan sen nasıl görüyorsan aslında onun ta kendisidir. Ama sakın bakma. Sadece görmekle yetin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.