KÜPE [Bölüm 1]

Gecenin bir çığlıkla aydınlandığı ânlar idi dünyaya gelişim. Oysa ciğerlerimi dolduran oksijenin verdiği yanmayla çıkardığım o tatlı ağlama sesi, hayata bir sıfır yenik başlamış olduğumun ilk göstergesiydi. Hayatımın paragrafı haline gelen ani büyüyüşlerim, derlenmesi oldukça zor bir kompozisyon haline geldi. Öyle ki hala anlaşılmaz bir yazı olan geçmişim, kendi beynimi defalarca kurcalayıp, beni birçok kez darmadağınık yatağa terk ediyor. Hayatımın öğrettiği tek bir dersten geçer not alabildiğimi düşünüyorum ki, ASLA GÜVENME VE HADDİNDEN FAZLA İNANMA. Her ne kadar gamsız görünmeme sebep olsa da, daha az yara almamı sağlıyor bu taktik. Başımı yastığa koyduğumda kuzu kuzu atlayan neden soruları gamsız olmadığımın en büyük göstergesiyken, gamsız görünmeyi tercih ettim ben. Değişken ruh halim bana insanlığın en büyük hediyesidir. Üzgün palyaço makyajımsa tek kamufilajım.

Yine ağrılı bir sabah uyanışıyla mutsuzluk kapımı aralayıp etrafı süzdüm. Güneş, yeni uyanmış bir kedi yavrusu kadar tatlıydı. Tenime çarpan soğuk su darbeleri az da olsa ayılttı ruhumu. Akşamdan kalma dert avlusu, ellerimi lavaboya dayayıp aynadaki yansımama biraz söylendim. Âdetimdendir aksime söylenmek. Göz kapaklarımın içini defter karalar gibi karalamak suretiyle boyadım, kirpiklerime de nasibini verip maskemin son adımı olan gülümsemeyle mutlu görünüşümü tamamladım. Cesedini süsleyen bir katil misali. Kokmasın diye tütsülercesine kokladım tüm vücudumu. Tüm dikkatleri üzerime çekmek istercesine, ağır ağır ökçelerimin sesinde dans ederek yürüdüm. Aklımı gafil bir kuş gibi avlamış, nefretimi mermiye çoktan değdirmiştim. Kaybedecek bir şeyi olmayanlar, hiç bir pislikten korkmazlar. Evet, bulaşacağım hiçbir pislik zevkli bir adrenalin duygusundan öteye geçmedi. Aynı havaya atılan çocuklar gibi eğlenirdim her çektiğim dumanda. İnce ve uzun parmaklarıma da çok yakışır diye hızla ciğerlerime çekip nefsimi mutlu edercesine üfledim boş sokaklara. Hırçın görünüşümün, insanlar üzerindeki ulaşılmazlık hissi daima güven verirdi egoist ruhuma.

Son dumanımı içime çekip adımlarımı hızlandırmıştım ki tiz bir çığlık sesiyle irkildim. İstemsizce etrafıma bakarak sesi aradım. Gözüme ilişen eski bir binanın bodrumu oldu. Siyah demirleri örümcek ağı bağlamış, bir camı kırık ve gazete yardımıyla kapatılmaya çalışılmış, eskimiş tülünden bir kaç kırık eşyası görünen, terk edilmiş bir daireydi. Her sabah önünden geçtiğim bu evde ilk kez bir ışık gördüm. Uzun bir holü olan bu evin, tam karşısındaki odadan sarı ve parlak bir ışık sızıyordu. Sesin o odadan geldiğine emin olmak için, tam camın önünde durup çantamda bir şeyler aramaya başladım. Göz ucuyla içeriyi kestim. Kamburu çıkmış bir kadın ilişti gözüme. Bir şeyler ararcasına koşuşturuyordu. Ve tekrar tiz bir ses inledi. Artık emindim ses o evden geliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.