Küpe (Bölüm 3)

 

 

Kirli beze sarılmış, çırılçıplak bir bebek vardı kucağımda.Bomboş sokakta,kalakalmıştım.Bu bebekle ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.Belki de o an yapabileceğim en doğru şeyi yaptım ve hızla evime doğru yürümeye başladım.Kapıyı açmaya çalıştığım sırada duyduğum adım sesleriyle irkilerek etrafıma baktım.Koşarak geldiğini gördüğüm kızı hemen tanımıştım.Arkasından koşan iki adamı gördüğümde ellerim titremeye başlamıştı.Bebeği kendime daha sıkı bastırıp kapıyı açmaya çalışırken titreyen ellerime lanetler okuyordum.Kapıyı açıp sırtımı duvara yasladığımda ciğerime dolan oksijenle, o ana kadar nefesimi tuttuğumun farkına vardım.Ayak sesleri yaklaştıkça kalbim ritmini kaybediyordu.Gözlerimi kapamış soluk alışlarımı düzenlemeye çalışırken ayak seslerinin hızla uzaklaşmaya başladığını fark etmiştim.Koşarak merdivenleri çıkıp kendimi eve attım.
Yatağın üzerine koyduğum an ağlamaya başlayan bebek beynimde kaos yaratarak düşünmemi engelliyordu.Neden ağlıyordu ki bu bebek?
“Allahım,ben hiç bu kadar küçük bebek görmedim ki.Bir şey yap,bir şey yap,ağlıyor,neden ağlar?Aç!Evet aç.”
Ne yapacağımı bilmediğim zamanlar kendi kendime konuşurdum.Yine kendimle konuşuyor aynı zamanda internetten bebeği nasıl doyuracağımı araştırıyordum.Gördüğüm bir sitede yazan ılık ve şekerli su formülü derin bir oh çekmeme sebep olmuştu.Çay kaşıyla minik ağzına akıtmaya çalıştığım suyu iştahla yalıyordu bebek.
“Melek.Senin adın Melek olsun mu?”
Her şeyden habersiz mışıl mışıl uyuyordu Melek.Tabletimin kamerasını telefonuma bağlayıp tableti Melek’i görebilecegim yere koyarak evden çıktım.Evimin caddeye yakın olmasına şükrederek kendimi ilk marketin içinde bulmuştum.Bebek bezi, biberon,şampuan ne bulduysam fazla fazla alıp vakit kaybetmeden çıktım.Bir gözüm telefondayken koşarak bebek mağazasına girip küçük gördüğüm bütün kıyafetlerden aldım.Mağazadaki kız aldıklarımı poşetlerken her an vakit kaybettiğimi hissediyordum.Parayı uzattığımda, Melek’in hareket ettiğini görmüştüm.Paranın üzerini vermeye çalışan kıza: “Kalsın.” diyerek koşmaya başladım.
Kirli bezi açtığımda gördüğüm göbek bağı beni dehşete düşürmüştü.Yine internete sarılıp ne yapacağımı bulmaya çalıştığımda okuduklarım arasında en mantıklı olanın, göbeği iple sıkıca bağlamak olduğuna karar verdim.Bulduğum ipi alkole batırıp göbeğini bağladım.Korkuyordum.Acaba canı yanar mıydı?Oysa en ufak bir tepki bile vermemişti ve bu canının yanmadığını gösteriyordu sanırım.Sıcak suyla yıkadığım bezin ılık olduğuna karar verdiğimde bütün vücudunu silip biraz zorlansam da Melek’i giydirmeyi başarmıştım.Bir masal gibiydi uyuyuşu.Ve ben baktıkça dalıyor daldıkça kayboluyordum o masalda.

“Gündüz gibi değil,gece gibi aydınlıksın Melek.Karanlığın içindeki ışık gibisin.Sessizliğin içindeki çığlık gibisin.”

Telefonuma gelen bildirimin sesiyle masalım yarım kaldı.
“Sen hala benim evliliğimi mi düşünüyorsun?Sana sadece prosedürler kaldı diyorum.Bunları aşmadık mı biz? Aynı evde bile yaşamıyoruz.Hadi ama sevgilim.”

“Haklısın aşkım sanırım kuruntu yapıyorum.”

“Beni üzüyorsun.Gel ve gönlümü al.Kapının önündeyim.”

Hadi ama bugün bir rüya değil mi?Yaşadığım bunca olayın üzerine, eşimin beni aldattığını ögreniyordum.Hem de açık unuttuğu mailinden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.