Leke

 

Ne zamandır bir şeyler yazacak olmanın sancısıyla kıvranıyor ruhum. Ellerimi yumruk yapıp, sıkıyorum. Tırnaklarım avuç içime doğru bir gıcırdama eşliğinde saplanıyor. Tam şu saniyeler içinde sana bunları anlatırken canımın acıdığını düşündün Kişa. Ki hep böyle sanmıştın. Sadece bedenine düşen yaralar mı yakar insanın canını? Bin neşter değmişse ruhuna ve sargı bezi eylemişse merhameti şayet daha çok yanmaz mı canı insanın.

 

 

Yine izah edememiş olmanın verdiği bir utangaçlık yüz sürüyorken geceye, gördüğüm vişne reçeli yine avuç içimde sakladığım kan sızıntısını hatırlatıyor. Annem görmesin diye çırpınışlarımı, saklanıyorum beş yaşındaki ahvalimle masanın altına. Doğuyor arkasında beni bekleyen yirmi beşinci yaşım. Yüzüme değen dantelin çiçekleri canlanıyor gözlerimde. Ki sen Kişa, gözlerimden idama mahkum bildin kendini. Oysa bilirdin bu gözler hiç cansız çizmedi resmini. Gözlerim Kişa, seni her boşlukta çizdiği surette canlandırmaya yetti. Söylesene, dar ağacında dirilmez mi bir ruh? Beden sallanırken oracıkta, ruh uyanmaz mı? Yaşamla ölüm arasında koca bir arafta doğururum seni, kimseler görmeksizin. Meryem’in sancılarını düşündün bu kez Kişa. Düşüncelerinde yaşayan yine ben değilim.

 

 

Söylesene Kişa, neden insan korkar yağmurda ıslanmaktan; neden koşturup, durur ordan oraya? Bir şemsiye ile korunduğunu sanır oysa. “Biraz yağmur kimseyi incitmez.” diyen kişi ne söylüyor bizlere düşünsene Kişa. Kaç kez şemsiye açtın sana yağmur olmak isteyenlere?Yağmur muydu koruduğun yoksa korkun muydu kendinden?

 

Diyorum ki şöyle sağanak sağanak yağsa yağmur ve ben soyunsam yağmurun altında! Hiç utanmaksızın çırılçıplak kalsa ruhum sokağın orta yerinde! İnsanlar akıllıymışçasına delirdiğimi düşünse! Göstersem onlara böyle de deli bir kız olduğumu! Ne görüyorsun söylesene? Bedenimden ruhumu tekrar tekrar dünyaya getirişimi izleyebilecek misin? Bu sancı, evrende dünyayı doğurmuş. Bu sancı bende kendimi… Sahi, niye utanır insan çıplaklığından? Neden hep ihtiyaçtır örtünmek. Çıplak doğan insan örtünerek neden gömülür mesela? Ruhu örten beden, bedeni örten ben. Gece yatağında üşüyen ve yorgana sarılan ben. Ne zaman göreceğim ben kendimi. “Kalk ve örtüsüne bürünen ey…” nidaları ne zaman yankılanacak odamda? Tüm bunları anlatırken ben; yine soyunuyor oluşuma takıldın, biliyorum Kişa.

 

 

Şeftali çekirdeğini bilir misin Kişa? – 4 derecede donmaya maruz kalır. Ardından kırılan dış çekirdek içinden yeni bir öz doğar ve bırakır onu toprağa, hayata… İnsan da değil midir böyle? Kaç kez kırıldık, kaç kez yıkıldık diyoruz. Hepsine rağmen yine ve yeni bir biz doğuyor bu dünyaya. Acılarından kendini doğuran tek varlık değil midir insan? Anla artık, bu doğuş annenin karnından çıkışın kadar kıymetli. Kendine teslimiyetindir doğum, evrene sirayetindir. Cesaretinin ispatıdır bu doğum. Bedenine tekrar hatırlatmaktır hayatta olduğunu… Ruhuna çevrili tüm silahların ucuna papatya iliştirmek kadar mühim. Aşkla yeniden yanacak kadar gerçektir.

 

Avuç içimdeki yara çoktan kabuk bağladı. İzi hep kalır. Tıpkı insanın dünyaya çizdiği koca bir leke gibi…

Sümeyye Çetintaş

1998 Şanlıurfa doğumlu olan Sümeyye Çetintaş ilk öğrenimi tamamladıktan sonra orta okula İstanbul'da devam etti. Lise eğitimini Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde tamamladı. 2014 yılında MEB ve MTTB düzenlediği fetih ruhu Fatih ve gençlik konulu kompozisyon yarışmasında kırk bin eserin içerisinde ilk kırkta yer aldı. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Aynı zamanda "AŞK-I MAHFİ" isimli kitaba sahip yazar şu an da Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğrenim görmekte ve yazılarını dergilerle paylaşmaya devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.