Mız Mız Kırmızı – Büşranur Çelik

Uçsuz bucaksız yaşam deryasının herhangi bir yolcusudur İhsan. Okyanusun en nadide damlalarından biri. Ve günlerden Kırmızı’dır.

Kelime yüklü gemisinde ilerlemektedir İhsan. Derken kendisine doğru yaklaşan bir köpekbalığını fark eder. Dişleri dağlar boyundadır ve acımasız. Tüm korkusunu denize fırlatarak onun kulağına eğilir ve bir şeyler fısıldar. Deniz de üzerine alınır masmavi kesilir gökler.

Sanki her mavilik nenesini hatırlatıyordur ona. Fakat gözleri mavi değildir ki gözleri de yoktur üzümlü kek kokulu nenesinin. Yerküreyi görmüyor oluşu çok dokunuyordur bünyesine.

Gözlerini kapatır birden. Nenesinin yanında hayal eder kendisini. Alır boya takımlarını maviye boyar bastonunu. Toprak yağmura susar, gök gürler. Kitap okuduğunda başucunda şöyle bir ricada bulunur:

-Senden renkleri hayal etmeni istiyorum güzel ninem. Kırmızı nasıl biliyor musun? Hani sen kızıveriyon ya bana! O rengi alıveriyo yüzceğzin. Kırmızı hep kızan ama vazgeçilmez biri gibidir nenem.

Kırmızı dedikçe yüreğinin kabaran noktalarına dokunuyordu sanki İhsan. Gözlerini açtı gemide olduğunu hatırlamak için. Şöyle fısıldar yüreğinin sesi ile:

-Ey kırmızı! Sana kızmıyorum, seni kucaklıyorum. Nenemin yüzüne tecelli edeni sevmek yakışır bana. Onun rüyasına elma suretinde gir ve şifa ol ona!

Elmalar koşar adımlarla, rüyalar alemine ilerler sonra. İlk kez bir rengi görür nenesi.  Bu saatten sonraları yerleşir ömrüne. Yeşerir içindeki dünya resmi. Çiçekleri olur ve sevdiği her şeye kırmızıymış gibi bakar. “KIRMIZI TEYZE” olur bundan sonra adı. Ziyaretine gelen her kimse kırmızı elma ikram eder.

Umut, bazen kırmızı renge bürünür. Anlaşılan o ki fısıltılar daha hızlı can buluyor bu ummanda. Çünkü sakinlikten yana evren. Sessizliğin yüceliğiyle, rüzgarla buluşuyor yelkenler. Fısıldamayı öğrenince insan, yarınlar çiçek açmaya başlıyor. Yük gemisinden yokluk gemisine geçişler başlıyor. Mız mız kırmızılar bile yola geliyor.

Diğer renklerin günlerinde buluşmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.