Mümine Hanımın Zırhı

İman, Allah’ın bir kuluna verebileceği  en büyük nimetin adıdır. Yüreklerde olur  ve yüreklerde ki  imanı bizler göremeyiz. Çünkü sadece Yaradan’ın görme alanına mahsus bölgelerdir. Müslüman ise Rabbine iman eden Ona (c.c) teslim olandır. O kadar teslim olur ki Alemlerin Rabbine, onun ayetleri okunduğu zaman hiç düşünmeden yerine getirir. Rabbinin emirlerine karşı işittik ve itaat ettik diyerek mü’mince tavrını ortaya koyar. Şimdi ise Mümine hanımın zırhı olan tesettürden bahsedecek ve bu konuda Mü’mince tavrımızın ne olması gerektiğini anlamaya çalışacağız.

Tesettür; hanımlar için Allah’ın emirlerine uygun olarak örtünme demektir. Gerçek manada, Müslüman bir hanımın iman alâmetidir. En önemlisi  Yaradan’ın  hâkimiyetini, kabul edişin de bir belgesidir. Tesettür o kadar önemli bir mevzudur ki bir nesli yok etmek, edep ve hayadan mahrum bırakmak için türlü  türlü  oyunlar oynanmıştır. Tarihimize dönüp baktığımızda  bunun izlerini görmek mümkündür. İlk olarak Müslümanlar üzerinde oynanan bu oyunlara öncelik etmiş olan, Allaha inanmayan ve Türkiye’de  Batıcılık  akımının önde gelen  isimlerinden biri olan Abdullah Cevdet  Karlıdağ’dan bahsetmek istiyorum.

Bir gün Abdullah  Cevdet  Karlıdağ ve arkadaşları  bir araya toplanıp  Müslümanların yürüyüşüne engel  olmak için planlar peşindeler. O gün o masada bir çok fikir beyan edilmiştir. En son aralarından biri söz hakkı alarak;

-Eğer sorunları çözmek istiyorsanız “Kuran’ı Kapatıp, kadınları Açalım!“. deyince,  Abdullah Cevdet şaşırıyor. Biraz düşündükten sonra;

– Bu toplumun elinden Kuranı alırsak, tepkiler çok farklı olacak. Onun için “Hem Kuran’ı, hem kadınları açacağız!”. diyor.

O gün, o toplantıda konuşulanlar, ne yazık ki topraklarımızda yankı buldu. Kuran’ın açık olmasından kasıt, ahkamını değiştirerek farklı anlaşılmasını sağlamak ve işin ruhunu öldürmek. Bizler bu projelerin biraz daha farkına vararak, tesettürün Kurandaki ahkamını öğrenmek ve hikmetini kavramak adına çaba sarf etmemiz gerekiyor.

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle! (Dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine alsınlar. (Böyle yapmaları) Onların tanınması ve incitilmemesi için en doğru yoldur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab, 33/59)

Ahzab suresinde ise Kur’an tesettürün iki temel hikmetini bize veriyor;

1-Tanınmaları

2- Eziyete uğramamaları

Nasıl bir portakalı, bir cevizi, bir ağacı yaratan onların özünü soğuktan, sıcaktan, darbelerden kısacası dış etkenlerden koruması  için bir kabukla kaplamışsa, tesettür de kişiyi dışarıdan gelebilecek zararlardan muhafaza eder. Çünkü tesettür, Müslüman hanımın kalkanıdır.

Günümüzde ise şeytanî düşünceler, kadını soyup reklam aracı ederek, sırtından para kazanma çabasındadır. Oysa İslam, kadına nadide bir mücevher gibi korunma yollarını göstererek, Müslüman bir hanımın iffetini daha da önemlisi şahsiyetini ve vakarını koruma altına almıştır. Bunun için Müslüman bir kadının da Rabbinin kendisini, muhatap aldığının farkında olması gerekir.

 Ebu Hureyre (r.a) naklediyor, Efendimiz (s.a.v) buyurur ki; ”Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları henüz görmedim. Onlardan biri yanında sığır kuyruğu gibi bir şeyi taşıyıp insanlara vururlar. Diğeri ise örtülü çıplaklar (kasiyatün ariyatün) kadınlardır ki bunlar Allah’a taatten dışarıya çıkmışlardır. Bunlar başkalarını da başkan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, cennetin kokusunu dahi alamazlar. Halbuki cennetin kokusu ne kadar uzak mesafelerden duyulur, ama buna rağmen onlar bu kokudan mahrum olurlar.” buyuruyor. (Müslim)

Rabbim bizi muhafaza eylesin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) burada bir şeye dikkat çekiyor. Bu zümre sadece çıplak değil, bunlar “Örtülü çıplaklar”. Yani bir insan tesettürü aksesuar olarak kullanmaya başladıysa, tesettür olmaktan çıkar. Diğeri, başları deve hörgücü gibi olanlar, eğer bizler cennetin kokusunu almak istiyorsak bu konuda fazlasıyla hassas olmalıyız. Unutmamalıyız ki; TESETTÜR tarz değil FARZDIR, moda değil KALKANDIR, aksesuar değil ALLAH’ın EMRİDİR.

Peki şekil yönünden Tesettür nasıl olmalı? Ya da olmamalı fazla detaya girmeden, kısaca maddeler halinde sıralayalım.

1-Bedenin tamamını kapatacak düzeyde olmalı!

2-Dikkat çekici olmamalı; sade ve yalın olmalı!

3-Kalın ve teni göstermeyecek halde olmalı!

4-Geniş ve bol olmalı!

5-Karşı cinse benzer olmamalı!

6-Başkalarının sembol ve işaretlerini taşıyan giysilerden olmamalı!

7-İlgi uyandıracak şekilde koku sürünmüş olmamalı!

8-Yürümesinde aşırılık olmamalı!

9-Sesinde ve sözlerinde cazibeli, kışkırtıcı olmamalı!

Konunun önemini bir ayetle taçlandırmak isterim. ”Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra kim peygamberle ayrılığa düşer ve mü’minlerin yolunun dışında bir yol takip ederse onu gittiği yolda bırakırız. Ve cehenneme atarız.” (NİSA 115)

Nasıl bir hayat ki, elinize gideceğiniz yerin adresi verilmiş. Fakat siz bu verilen adrese ters bir yönden gidiyorsunuz. Bu haliniz, sizin yol gösterene inanmadığınızı gösterir. Bunun içindir ki, hayatlarımız Allah ve Rasûl’üne uymuyorsa, tıpkı adres gösterene inanmadığımız gibi Allah ve Rasûl’ünün sözlerine de inanmıyoruz demektir.

Rabbim bizi böyle olmaktan muhafaza buyursun. (AMİN)

Son olarak unutmamalıyız ki;

Özgürlük açık-saçıklıkta değil, Özgürlük tesettürdedir.

Ve fark etmeliyiz ki;

Tesettür  gerçek manada Allah’a kul olmaktır.

Ve Allah’a kul olmak  başka hiçbir kapıya kul olmamak demektir.

Selam ve dua ile…

Mümine Hanımın Zırhı” için 4 yorum

  • 30 Eylül 2015 tarihinde, saat 06:21
    Permalink

    Iyi yazmissin eline saglik da tesettur tum bedeni acikta yer kalmayacak sekilde kapatmak oylemi? Bunu tesettur degil kadina zulum ve otekilestirmek olarak goruyorum. Cozum kara carsafa burunmek olmamali. Kadin kendini carsafa kapatacagina erkek gozlerini kapamali bence. Arap ulkelerinde gozlerini dahi goremiyorsun ama ahlaksizlik fuhus had safhada. Cozum zihniyette cozum insanlarin beyninde bi sekle kaliba sigdirip kadinlara zulmun mantigi yokn

    Yanıtla
    • 1 Ekim 2015 tarihinde, saat 14:49
      Permalink

      Selamün aleyküm kardeşim. Yorumunuz için ayrıca teşekkür ederim. Sizden ricam cevabımı ön yargılarınızı bir yana koyarak sabırla okumanız..

      Bu dünyada can bulan insan, kısa bir yaşamdan sonra ölümle bu dünya hayatını nihayete erdirmektedir. İnsan yaşantısının asıl yaşam alanı ise, ölümden sonra başlayan Ahiret hayatıdır. Ebedi hayat olgusu zihinlerde canlı tutulursa ve gönülde bu iman baki kalırsa dünya hayatının asıl manası ortaya çıkacaktır.
      Bu mananın adı; İmtihandır.İmtihan her bir birey içim ayrı cereyan etmektedir ve her ferdin imtihanı da ayrı ayrıdır
      Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)
      İşte buradan yola çıkarak bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu, erkek ve kadının birbiri için büyük bir imtihan olduğunun farkına varmamız gerekiyor.
      Bir kadının fıtratında beğenilme arzusu fazladır.Ziynete düşkündür. Ayakkabı,elbise,takı,çanta v.s bir çok kadının vazgeçilmezlerindendir. En önemlisi beğenilme arzusu olduğu için güzelliğini sergilemek ister. Bu onun yaratılışından, fıtratındadır.Erkeklerin ise en hassas noktası kadınlardır. Bu da onların yaratılışından, fıtratlarındadır.Ama şu bir gerçektir ki her ikisi de eşit derecede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın da, yeryüzünü imar etmek ve orada Allah’a kulluk yapmakla sorumludurlar. İslâm’da insanlık ve Allah’a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten farklı değildir.
      Öncelikte ben yazımda kadının tesettüründen bahsettim. Fakat bir konuda çok haklısınız erkeklerin tesettürü kadının tesettürü kadar önemlidir. Nitekim Kuranı Kerimde tesettür emrine ilk muhatap olunan erkeklerdir. Elbette erkeklerin tesettürü göz kapaklarıdır.

      Nur Suresi 30. ayette ilk erkeklere ve 31. ayette de kadınlara hitap ediliyor.
      Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

      Kadınlarının tesettürü kendilerine neden zülüm olsun ki tam tersi olarak örtünme müslüman kadına zorluk değil bilakis onun şeref ve haysiyetini korumaktır. İslam kadına çok değer veriyor. O kadar değer veriyor ki onun ince, nazik, kırılmaya yatkın olduğunu bildiği için onu bir mücevher gibi saklamak korumak istiyor. Hem kim mücevherini hırsızlara göstere göstere ortaya koyar ki ! Çözüm zihniyette demişsiniz evet çokta haklısınız bizler tesettürü zulüm olarak algılarsak bu bizim için gerçekten katlanılması zor bir imtihan olacaktır. Ama bizler kullanabildiğimiz her uzvunun emanet olduğunun farkına varabilirsek bize bu emaneti veren , bizi yaratan bedenimizi örtmemizi istediyse örtmemiz gerekmez mi ? Yani bize emanet edilmiş bir beden elbisesi ile istediğimiz gibi amel edemeyiz hem bu ne kadar doğru olabilir ?
      Örtünmek bir kadının hem dünyasını hem de ahiretini muhafaza eder. İnsanı örten en önemli örtü ise edeptir. Yani bir kadının iffetli sayılabilmesi için örtünmesi yeterli değildir. Bunun yanında ahlakı tamamlayıcı rol oynar. Kadının bakışları, konuşması, yürüyüşü , hareketleri v.s tesettürü oluşturan bir bütünün parçalarıdır. İsterse bir kadın çarşaf giysin eğer bu parçalardan biri eksikse bu tesettür değildir kardeşim. Eğer bir insan Rabbine karşı haya perdesini yırtmışsa, çarşaflı dahi olsa bu onun günah işlemesine engel olamayacaktır. Ama bizler şöyle düşünerek yola çıkmalıyız. Madem bu ülkede tesettür farklı anlaşılıyor ben en iyisini yapmalıyım. Halimle, hareketimle ben sizin bildiğiniz kadınlardan değilim bana bakamazsın demeliyiz!
      Bir şeye daha açıklık getirmek isterim. İslam da kadın kıyafeti kesinlikle çarşaf olacaktır diye bir fetva yok kardeşim. Aynı zamanda tesettürde renk sınırı da yoktur. Tesettürde ki amaç vücut hatlarının belli olmasını engellemek ve sade yalın renkler kullanmaktır.. Amacımız her halimizle takvaya ulaşmak olsun. Bir Müslüman olarak her zaman en iyisini en güzelini yapmalıyız.
      Gel kardeşim bir de şöyle düşünelim. Sokağa çıktığımız zaman Müslüman bir erkek ile ataist bir erkeği ayırt edebilir misiniz ?
      Ya da sokağa çıktığımız zaman Rabbinin emrettiği gibi giyinen Müslüman bir kadın ile ataist bir kadını ayırt edebilir misiniz? Tabi ki de cevabınız evet olacaktır. Peki şimdi tesettürü nasıl olur da ötekileştirme ve zulüm olarak görebiliriz. Sizi gören Müslüman olduğunuzu anlıyor, size bakan İslam’ı görüyor ise bu mertebelerin en yükseği değil midir? İslam’ın sancak taşıyanı olmak en büyük değerin bizlere verildiğini göstermez mi ?
      Yani kardeşim bir Müslüman kadın ve erkek olarak bizler üzerimize düşen görevi yapacağız. Müslüman kadınlar olarak Rabbimizin emrettiği gibi örtünerek, Müslüman erkeklerde rabbimizin emrettiği gibi tesettür ederek birbirimize bu dünya imtihanında yardımcı olacağız. Ne bakacağız ne de bakılmasına müsaade edeceğiz. Nefislerimize o fırsatı vermeyeceğiz.
      Evet son birkaç sözle kelamımı bitirmek isterim. “Hakkı tanıyan, Hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmemek gerekir.”Bu konu o kadar yaralı bir konu ki birkaç cümleyle de cevap verilirdi. Fakat yaramız büyük olduğu için uzun uzun elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Umarım kardeşim düşüncenizde ki olumsuzluklara yanıt olabilmişimdir. Eğer bir hatam var ise af oluna. Sizi en güzele emanet ediyorum. Selametle kalın.

      Yanıtla
  • 2 Ocak 2016 tarihinde, saat 23:57
    Permalink

    Peygamber Efendimizin(sallallahu aleyhi ve sellem) eşleri çarşaf-ı şerif giymişlerdir.Doğru ve güzel olanda budur.Cenab-ı Hak hem bayan kardeşlerimizi hem de bizleri takva ehli kullarından eylesin.

    Yanıtla
    • 11 Ocak 2016 tarihinde, saat 22:47
      Permalink

      Amin…Amin… Rabbim bizleri doğru yolundan ayırmasın İnşAllah…

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.