Ne Bu Stres, Bu Celal!

Yolda yürür kaldırıma sataşırlar. Otobüse biner koltuğa takılırlar. Evine varır, sehpaya çarpan küçük parmağına haykırırlar. Döviz fiyatlarının yükselmesine öfkelenir, yağmurun gecikmesine kızar, paranın değerinin düşmesine sinirlenirler. Sürekli gerilim içindedirler. ”Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar.”(Münafikun,4)

Sürekli bir memnuniyetsizlik, hisleri arka plana atmak, bütün dünyaya savaş açma modunda nefes almak sonucunda kişi, kendi gibi yaşamanın tadına varamadan elveda der bu hayata. Sürekli bir stres, sürekli bir koşturmaca, kendi kalbinin atışını dinlemeye vakit bulamama halleri ruhu hasta eder en sonunda. Bu tip durumlar günümüzde sanırım çok uzak kalamadığımız hallerdir.  Küçük kusurlara odaklanıp büyük resmi kaçıran nice insan var olmanın nimetlerini fark etmek yerine hem kendisini hem sevdiklerini hatta sevmediklerini de strese sokar. Hayattan sanki öç alır gibi bir yaşam tarzı benimseyen insanın aslında zararı en çok da kendisine dokunur. Bilmez ki öfkenin, memnuniyetsizliğin fazlası ruhta kronik bir stres ve yorgunluk olarak depolanır. Bu stres ve yorgunluğun acısı da kişinin kendisine ve/veya çevresine yansıyarak çıkar. Anın tadı soğur, mekanın rengi dağılır. Stres kollarını insana bir uzatmayagörsün. Belki birkaç gün sonra önemsemeyeceği küçük meselelerin bile beyninde gereksiz yer işgal etmesine izin verir. Stres bu; pimi çekilmeye hazır bir el bombası misali yaşatır adamı. Sonra bir bakar ki günler olanca ağırlığına rağmen daha yaşayamadan gelir ve geçer.

Peki ne yapmalı da şu dünyanın debdebesinde stres denilen sarmaşığın kollarından kurtulmalı? Ne yapmalı da dünyada bir seyir halinde iken kendini ve diğerlerini heder etmeden günlerini geçirmeli? Gelin isterseniz celaliyle stresini alevlendirmeyen insanlara bir göz atalım!

Scheir ve Carver(1987)in yaptıkları araştırmanın sonuçlarına göre iyimser bir yaşam yönelimine sahip bireyler, karşılaştıkları çeşitli durumlarda olumlu sonuçlar elde etmeye yönelik genellenmiş bir beklentiye sahiptirler. Bu bireyler stres yaratan durumlarla karşı karşıya kaldıklarında güven duygularını kaybetmemekte, problemlerinin çözümleneceği yönündeki olumlu beklentilerine bağlı olarak, sürekli çaba göstererek başa çıkmada daha aktif ve problem çözmeye yönelik davranmaktadırlar. (Akbağ, 2000, s. 54)

İyimser bir yaşam yönelimi, işlerin olumlu sonuçlanacağına dair bir güven hissi, elinden geleni yapmaya yönelik çabalama… Bunlar, stresle etkili başa çıkan insanların sahip olduğu üç özellik. Benzer genlere sahip bu bireyler gibi düşünce sistemini olumlu rotaya çevirip daha tatminkar bir kalple nefes almak varken; kendini olayların gidişatında boğup yaşamını perişan etmek kişinin kendine ve/veya çevresine yönelik yaptığı tahribattan başka bir şey değildir.

O halde geliniz artık yerküreyi başımızda taşımayalım! Her olan şeye sataşıp ruhumuzu yıpratmayalım! Beynimizi süngere çevirerek her durumu süzüp kafamızda olumsuzlaştırmayalım! Otobüste koltuğa takılan kıyafetimizi de evdeki sehpaya çarpan parmağımızı da ve tüm bu gibi küçük şeylere kızan benliğimizi de stres sarmaşığından azad edelim! Beynimizde yer ayırmayalım! Çünkü çok kıymetli varlıklarız hepimiz. Düşüncelerimize yön verebilecek kadar da güçlüyüz üstelik. Her meseleye hacmi, ağırlığı ve miktarı kadar önem verelim! Ve olur da bir gün fazlaca kızdığımızı fark edersek bir şeye duralım ve diyelim ki kendimize: “Ne bu stres, bu celal!” 

 

  1. Aiz El Karni, Üzülme, Guraba Yayıncılık

Kübra Çetin

Bir garip hiç kul...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.