Nuri Pakdil’e Veda

Bir çınarı daha uğurluyoruz. Mehmet Şevket Eygi… Şimdi de Nuri Pakdil. Bu insanlar bir boşluk bırakmıyor, miras bırakıyor. Bunu görmek lazım. Onca emek, eser, muhabbet… Boşuna değil, olmadı, olmayacak. Ufkunu açma arayışındaki her insan edebi dünyadan nasiplenir. Emek vereni nasibini ileri taşır. Giderken boşluk değil miras bırakır.

Pakdil, muhafazakar çevrenin kendi cenahını aşarak evrensel okumalar yapmasını istiyor ve dile getiriyordu. Bunu onun en önemli düşüncelerinden biri olarak görüyorum. Ve bir neslin, gençliğin değişmesi, gelişmesi için muhteşem bir tavsiye. O, bu noktadan dünyaya bakmış ve bir yerde bağnazlığı aşmaya çalışmıştı. Sartre, Lenin okunmasını tavsiye ederken bir yandan da Kudüs’ü dert ediniyordu. Anlamıştı Doğu’nun kurtulmasının Batı’dan el ayak çekmek olmadığını. Edebiyat dergisini çıkarırken çeviri yapanlara bu doğrultuda birçok teklif götürüyordu.

Dönemin üç önemli dergisinden biri olan Edebiyat’a çok emek vermişti. O dönemde Sezai Karakoç Diriliş’i, Cemal Süreya Papirüs’ü çıkarıyordu. Pakdil ve çevresinin toplandığı Edebiyat, Fethi Gemuhluoğlu’nun bir mektubu vesilesiyle filizlenmişti. İyi ki filizlenmiş ve yeşermiş. Sonrasında yayına dönüştü ve bize kitaplar bıraktı.

Kitaplarında, mektuplarında kendine özgü bir üslubu var Pakdil’in. Onu tanıyanlar bu üslubun yaşamında da olduğunu bilirler. Kitaplarda nasılsa öyledir. Birçok insan onu Yedi Güzel Adam dizisiyle tanıdı. Orada da kendine has bir üslup içinde canlandırılmıştı. Hitap edişi, tarzı, tavrı… Bunlar hep samimiyeti onun. Gerçekten de öyle. 2017’nin ağustosunda ilk ve son kez görüştük. Evinde misafir etti bizi. Daha ilk dakikalarda o üslubu görüp şaşırmıştım. Nasılsınız efendim, dedim. Demir gibiyim yahu, dedi masasından kalkmaya çalışırken. Hastalıklarla boğuşuyordu ve epey yaşlanmıştı. Buna rağmen ruhundaki o aksiyon, canlılık, heyecan beni daha ilk diyalogda kendine hayran bırakmıştı. Belki üstad değildi ama tam bir devrimciydi. Aksiyon ruhunda vardı. Ciddiyet ve disiplin sahibiydi. Gelişimizi not alıyor ve her şeyi soruyordu. Yabancı dil öğrenmemizi salık veriyordu. Kendisi hakkında yazılmış bir İngilizce yazı vardı önünde. Henüz çevrilmemişti. Bir bakalım, dedi ve neredeyse hepsini çevirdi. Hakim olmadıkları şeye bilmiyorum diyordu onlar. Şimdikiler bir parça öğrenmiş olsa biliyorum diye geziniyor. İşte insanı yarınlara bırakan terbiye belki de bu. Gelişmeye hep açık ve oldum demeyenlerle birkaç adımda oldum deyip gelişmeyi kenarda bırakanlar bir olur mu? Olmadı, olmayacak. İyi ki…

Bir Nuri Pakdil geçti dünyadan. Yedi güzel adam ve Edebiyat dergisi. Çevre mühimdir. Çevresiyle tanımak lazım, yaşadığı dönemle tanımak lazım onu ve diğerlerini. Necip Fazıl’dan ve dostlarından bahsetmeye lüzum var mı? Kimle olduğuna dikkat etmeli insan. Çevresi yerini de belirler, gelişimini de etkiler.

Hangi görüşte olursanız olun bir inanç, azim, duruş görmek için bile Nuri Pakdil okunur. Hakkında yazılanlardan ziyade kendi yazdıklarıyla değerlendirmek gerek onu. Bir taraf acımasızca eleştirip gerçek dışına çıkan ithamlarda bulunurken bir taraf da yerlere göklere sığdıramıyor. İki uçtan da uzak olmak en iyisi.

Gönenmek kelimesini çok kullanırdı eserlerinde Pakdil. Dilime yerleştiren odur. Kullanmak bugüne nasipmiş. Biz yaşamınla, mücadelenle seni tanıyınca  çok gönendik Nuri ağabey. İyi ki vardın. Nur içinde yat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.