Olgunluktan Sonrası, Çürüyüşten Öncesi – Kübra Turan

Çürümek ve olgunlaşmak arasındaki milimetrik fark.

İnsan, hayatı boyunca edindiği türlü tecrübelerle, bilgi birikimiyle belli bir olgunluk seviyesine ulaşır. Elbette ki bir sabah uyandığında “işte şimdi olgunlaştım, tam şu anda” diye tespitte bulunamaz. Zira birden olmayacak kadar emek ve zaman ve çaba isteyen bir süreç. Peki nereden anlayacağız olgunlaştığımızı? Bunun türlü izahları var; ulemamız İslami mecrada, şair ve yazarlarımız edebi sahada, esnaflarımız ise halk meydanında bir şeyler söylemiş. Onların tanımlamalarından bahsetmeyip ‘olgunlaşma’ kavramının ‘bence’sini anlatmak istiyorum.

Mahluk, aldığını vermeye başladığında olgunlaşmıştır. Bitkilere tefekkürle baktığımızda, bunun tezahürünün onlarda somut örnekleri olduğu görebiliriz.

Burada odağı, bitkilerden eşrefi mahlukat olan insana çevirerek diyebiliriz ki:

Bugüne kadar bünyesinde depoladığı yaşam birikimi, o farkında olmadan onu bir noktaya taşımış ve ona belli bir dünya görüşü ile biraz da sükunet kazandırmıştır. Artık yüreğinde, zihninde ve bedeninde devasa bir ağırlık hissetmeye başlamıştır. Anlatmalıdır. Aktarmalıdır. Yükünü boşaltıp hafiflemelidir. İşte bu olmadığında, aldığını veremediğinde, aslında bünyesine şifa olan birikim zamanla zehre dönüşür ve insan çürümeye başlar. Esasen çürümenin hikayesi bu. İnsanın sadece kendi öz gayesi ve çıkarı için çabalayıp etrafındaki kimseye fayda sağlamaması. Bu bazen bencilce bir sahiplenme ile olabilir; bazen de çürümemek adına, samimiyetle istemesine rağmen uygun bir mecra bulamayabilir. İkinci durum, insanda manevi sancılara, omuzlarda ağır yüklere, düşüncelerinin cam kırıkları gibi zihnine batarak ona acı vermesine sebebiyet verebilir. Birinci durumdaki talihsizler ise bir ömür bu ağırlığın ne manaya geldiğini anlamadan/anlayamadan hırslarının ve kibirlerinin kölesi olarak bu kısacık dünya hayatını kendilerine zindan ederek ahirete göç ederler.

Hangisine üzülmeli? İkisinin de sonu hazin. İkisi de kendi elleriyle yaptıklarını yaşamadılar mı? “Yapabileceğim bir şey yok” deyip oturmakla, “bunlar benim emeğim, kimseyle paylaşamam” sahiplenişinin birbirinden farkı ne ola? Biz insanlar için, sonucu değiştirmeyen şeylerin bazen hiçbir değeri olmuyor. Rabbim ise öyle mi? Niyeti nispetinde değer biçiyor kuluna. Sadece sonuçla ilgilenen bizler, ne kadar acımasız ve gaddarız oysa. Üstelik bağışlanma talebinde de bulunuyor, yaptığımız hataların ve içinde bulunduğumuz gaflet halinin hoş görülmesini dua dua yakararak istiyoruz, yüzümüz kızarmadan belki de. Elbette ki O; Rahmandır, Rahimdir, Ğafurdur, Tevvabdır ve çok daha fazlasıdır. Güvendiğimiz O’dur, sığınacak limanımız, varılacak yegane durağımız… O’nun kudretinden aşamaz hiçbir şey. Amenna ve saddakna. Fakat bizim unuttuğumuz düstur şudur ki; “merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.”* Buradan yola çıkarak önce kendi kalbimizi, niyetimizi kontrol etmeli gerekirse de iyileştirmeliyiz.
“Bu dünya hayatı geçici bir oyalanmadan başka bir şey değilken”** bile dünyaya bu derece bağlanmaktaki ısrarımız nedendir? Çünkü, çürüyoruz! Verecek bir şeyimiz kalmadıkça, elimizde olanları boş yere tükettikçe korkuyoruz Rabbimizin karşısına çıkıp hesap vermeye. Çürüyoruz. Tepeden tırnağa. Değerlendiremediğimiz her fırsat kadar yok ediyoruz içimizdeki mevcut gücü de. Çürüdükçe azaltıyoruz umudumuzu. Artırıyoruz pişmanlıklarımızı ve keşkelerimizi ve korkularımızı. Çürüyoruz gittikçe, bir faydamız olmuyor Rabbimizin “mü’minler, ancak kardeştir”*** buyurduğu kardeşlerimize.
*buhari, tevhid 2; edeb, 27.
**Hadid, 20.
***Hucurat, 10.

Olgunluktan Sonrası, Çürüyüşten Öncesi – Kübra Turan” için 4 yorum

  • 15 Ekim 2019 tarihinde, saat 10:06
    Permalink

    Aldığını verebilen, çürümek ve olgunlaşmak arasındaki o milimetrik farkı olgunlaşmaktan yana kullananlardan olmak duasıyla; kalemine, yüreğine ve dahi manaya bakan pencerene sağlık…

    Yanıtla
    • 19 Ekim 2019 tarihinde, saat 15:29
      Permalink

      pencereler açtırıp konuşturan, yazdıran Rabbimize hamd olsun. O izin vermese tutamaz eller kalem. vesile kıldığı kullarından da razı olsun. İmanımızı olgunlaştıranlardan, ömür sermayesini hayra kullananlardan eylesin bizleri de.

      Yanıtla
  • 15 Ekim 2019 tarihinde, saat 17:07
    Permalink

    Olgunlaşmak aslında aldığını vermek zorundalığını bünyesinde barındırmaz. Belki “taşmak” denen kavramı bunun için kullanabiliriz. Fakat olgun insanın doğasında -özellikle bulunduğumuz çağda- sukünet yer alır. Fakat bu bencillikten doğan bir sükunet değildir. Bu yorgunluktan ve kırgınlıktan doğan bir sükunet olarak değerlendirilebilir. Peki kırgınlığın kaynağını aramak istersek sonuç bizi nereye götürür? Şöyle ki yıllardan beri bizim fikriyatımız “bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” temeli üzerine idi. Ve bu yüzden uyuyanlar karşısında uyanık kalanların sessiz kalması eleştirilen bir durumdu. Buna hepimiz bir zamanlar karşıydık. Ve sessiz uyanık kesimine karşı eleştirel gözle bakardık. Fakat şu son yüzyılda bu “bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” ilkesi yerini “uyuyormuş numarası yapanları uyandıramazsınız” ilkesine bırakmıştır. Bu yüzden olgunluklarını sessizlik kavramı içerisine hapsetmeyi tercih edenlere karşı eleştiri yapmak onlara haksızlık olacaktır. Zira Efendimiz ahir zamanda tek başına kaldığını hisseden ve elinden bir şey gelmediğini düşünen bir Müslümanın dişlerini sağlam bir ağaca geçirip rüzgara dayanır gibi kendi içine, kendi mağarasına çekilmeyi de kerih görmemiştir. Tabi ki biz bu ilkeye dayanarak sessiz kalmayı iyi bir şey gibi göstermeye çalışamayız. Fakat her konuda ses getirmeyi, her konuda mutlaka konuşmak gerektiğini, olgunlaşmanın bütünü ile taşmak olduğunu söylemeyi de toz pembe bir ideal olarak adlandırabilriz. Nitekim çaba bizden zafer Allah’tan. Her şeyin hakikati elinde olan Allahtır. Vesselam.

    Yanıtla
  • 19 Ekim 2019 tarihinde, saat 17:00
    Permalink

    Ve aleykümesselam. Değerlendirmeniz için teşekkür ederiz. Farklı bir pencere açmış oldunuz, düşüncenizi, durumun “sizce”sini açıklamış oldunuz. Biz de faydalandık inşaAllah.
    Anlatmak istediğim şu ki; olgunlaşmaktan kastettiğim bağırmak, çağırmak gibi vesair yöntemlerle “söz” kabilinden bir şey değil. Temsiliyet hal dili ile de olur, hatta diyebiliriz ki daha etkilidir. Olgunluğun emaresi de halde vuku bulmaz mı? Dediğiniz gibi olgun insanın üzerine sinen bir sükunet var. Bunun yorgunluk ve kırgınlıktan ziyade ağırlıktan, taşıma yükünden meydana geldiğini düşünüyorum. Sükunet var çünkü her lafa karışmak yerine, yerinde laf söylemeyi ilke edinecek bir kıvamdadır. Bir şeyleri söz ile ifade etmekle, yaşayarak göstermek arasında muhatabında etki uyandırması bakımından oldukça fark var. Bu sebeple salt “ses çıkarmak” darlığından kurtarıp olgunluk kavramını, bir evlat yetiştirmeyi dahi aldığını vermek olarak nitelendirebiliriz.
    Taşmak kavramını kabul edemeyeceğim. Çünkü taşmak, bilinçsiz olarak istemsiz alınan bir sonuçken ve biriktiren, büyüyen her sıvının varacağı nihai durakken, olgunluk bence öyle değildir. Taşıp gereksiz yüklerden arınınca ortada kalan, kendine kalan değil midir olgunluk? Her insan doğar, büyür ve ölür. Olgunlaşmadan, hayatın anlamını bulamadan göçüp gidebilir. Fakat insan yaşadığı bütün dönemlerde taşabilir.Taşan kısım atılıp çöp olurken, bir işe yaramazken; olgun insanın verdiği bir hayat tecrübesi ise bilinçli bir aktarım ifade eder.
    Bahsettiğiniz durum için ise şunu söylemek isterim ki; uyuyor taklidi dahi yapsa bir dürtmekte ve üzerimize düşeni yapmakta fayda vardır, sonrasında ödeyemeyeceğimiz vebali yüklenmektense.
    Aktardığınız hadisi şerif; helal ile haramın birbirine karıştığı, müminin yediği ile içtiği hakkında şüpheye düştüğü bir dönemi haber veriyor diye biliyorum. Henüz o döneme gelmediğimizi fakat yaklaştığımızı düşünüyorum. inşaAllah köklerine yapışacak bir ağaç bulabilirsek azı dişlerimizi kuvvetle kullanmayı Rabbim nasip etsin. Müminler olarak bize basiret, firaset nasip eylesin. Kendimizden taşırdıklarımız, kardeşlerimize şifa olacaksa olumlu manada taşmayı da nasip eylesin. Hepsinden önce olgun bir iman ile Kendisine yaklaşabilenlerden eylesin, bütün gayemiz budur. Esselamu aleyküm.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.