Pamuk Şeker Müslümanlar – Habibe Nur Erdem

Esselamu aleykum! Başlık size de garip geldi biraz değil mi? Neyden bahsediyorum diye minik bir merak oluştu içinizde. Aslına bakarsanız ben de sizler gibi içimde bir merakla başladım bu yazıyı yazmaya. Gözlemlediğim şeyleri anlamlandırmaya ve ardından tüm bunlara bir tanım bulmak istedim. Buldum da sanırım. Haydi beraber benim gözümden bu konuyu biraz inceleyelim.

Öncelikle kimdir bu pamuk şeker müslümanlar? Pamuk şeker güzeldir, her çocuğun ve belki bir çok yetişkinin çok sevdiği bir şey. Uzaktan güzel ve kocaman görünür. Ama yemeğe başladığınızda onun göründüğü kadar da kocaman olmadığını çabucak tükendiğini anlarsınız.

İşte ben de günümüz müslümanlarını bir pamuk şekere benzetiyorum. Dışardan baktığında heybetli ve ilgi çekici. Bakıldığında dinimizle ilgili pek çok donanıma sahip, hatta bunların muallimi olan kimseler esasında bir pamuk şekermişçesine hemen tükenen, en ufak şeyde yıkılan çıtkırıldım insanlara dönüşüyor.

Bir bakıyorsun sahabe devrine gıpta ederek ve hakkında bir çok bilgiye sahip olduğu için kendinden emin bir şekilde anlatıyor. Sonra yine bir bakıyorsun kendinde sahabelerin cüzünün cüzünün cüzü. Çünkü anlatılanlar boğazdan aşağı inmemiş. Onların o mükemmel şahsiyetlerinden,çok bilgili olmasına rağmen bir nasib alamamış. Efendimiz (sav) “Sahabilerim gökteki yıldızlar gibidir.” buyuruyor. Yoksa onlara tıpkı yıldızlar gibi imreniyor ama ulaşılmaz mı görüyoruz? Ütopya mı zannediyoruz onların yaşadıkları devri. Hayır, kesinlikle değil. O mükemmel insanlar onca zorluğa göğüs gerip; imanlarının derecelerini ve dinine, peygamberine olan bağlılığını en güzel bir biçimde ortaya koymuşlardır. Karşılaştıkları zorluklara karşın hemen pes etmeyip, direnmiş hatta bu zorluklar onları daha da güçlendirmiştir.

Peki ya günümüze bakarsak, o yüce insanların hangi güzel davranışından ne kadar nasibdarız?

Musab b. Umeyr (ra) gibi ailemizden, malımızdan vazgeçebiliyor muyuz?

Hz. Hamza (ra) gibi mazlumlara kol kanat gerebiliyor muyuz?

Hz. Ebubekir gibi malımızın hepsini hiç düşünmeden “Kardeşlerimin benden daha çok ihtiyacı var.” diyebiliyor muyuz?

Bunlar sadece küçücük bir kısmı. Peki o güzel insanlara tüm bunları yaptıran neydi? Malından, canından, ailesinden ne uğruna vazgeçti? Biz neyi kaybettik de bize sığınan kardeşlerimizin yaralarına merhem olmaktan kaçınır hale hatta onları yanımızda fazla görür hale geldik.

Bize ne oldu da yanı başımızdaki müslüman ülkelerde yaşayan kardeşlerimizin acılarına kayıtsız kalabildik? Onların imtihanlarını uzaktan izleyip, “İçim kaldırmıyor, bakamıyorum. Allah yardımcıları olsun!” demekle mi yetindik sadece? Bizim daha bakmaya içimiz elvermezken onların bu hayatın içinde yaşıyor olduklarını neden unuttuk? Onların imtihanı yokluk, bizlerin imtihanı ise varlık. En az onlara acıdığımız ve üzüldüğümüz kadar kendi halimize de üzülmeliyiz! Biz bu imtihanı verebildik mi, verebiliyor muyuz, verebilecek miyiz?

Bunca imkanın içinde abdest alırken ki suyun soğukluğunu, namaz kılarken ki yerin kötülüğünü, içinde bulunduğumuz yerin eksiklerini sayıp, duracak mıyız? Etrafımıza şımarıkça değil de tefekkür nazarıyla bakmayı ne zaman öğreneceğiz? Dünyaya geliş amacımızı unutmuş gibiyiz; yolda giderken küçük engellerle uğraşıp, yolu ve varılacak yeri elimizin tersiyle itmiş gibiyiz.

Son olarak yazıma Ömer Karaoğlu’nun sözleriyle son vermek istiyorum:

“Ne zaman insan uslanacak?

Ne zaman dünya utanacak?” 

 

Ve bizler ne zaman pamuk şeker müslümanlar olmayı bırakacağız? Selametle…

 

Pamuk Şeker Müslümanlar – Habibe Nur Erdem” için bir yorum

  • 23 Nisan 2019 tarihinde, saat 01:08
    Permalink

    Ve Aleyküm Selam
    Yazı diliniz çok akıcı.
    Allah inşallah kitap yazmayıda nasip eder.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.