Sadece… İki Kelime…

Sadece… İki Kelime…

Güneşi içimi ısıtan bir sabaha açıyorum gözlerimi… Yılların uykusuzluğu oturmuş göz kapaklarıma sanki. Ağırlaşıyor gittikçe, kaldırabilmek için kendimi zorluyorum. Yeniden uyuyabilecek bir yer arıyorum adeta. Zorlanarak sıcacık yatağımdan atıyorum kendimi koridora… Uzun ve bembeyaz koridoru geçip oradan da bahçe kapısına yöneliyorum. Tekrar uyuyacağımdan eminim ama yeni bir yer bulmalıyım. Bahçe kapısının bitiminde adımlarım çimenlerle buluşuyor. Berrak gökyüzünün altına serilmiş yemyeşil çimenlerin kokusunu doyasıya içime çekiyorum. Kulaklarımda kuşların bestelediği ezgiyle sekercesine ilerliyorum.

Ve…
İşte hamak ve minderler… Hangisine yatsam acaba?
Önce bir çatışmaya giriyorum ikisi arasında. Sonra hamak galip geliyor ve büyük bir coşkuyla uzanıyorum. Dedim ya; uyuyacak yeni bir yere ihtiyacım vardı ve buldum yine… Gözlerimin önü büsbütün aydınlık gökyüzü… Bir gökyüzü, bir de ben varım sanki tüm kâinatta… Koşuşan bulutlara umutlarımı yüklüyorum. Onların gönderdiği uykularla bambaşka bir hülyaya dalıyorum.

Bembeyaz bir boşlukta duruyorum önce. Sonra uzakta beyazlığın üzerine silueti yansıyan bir kişinin geldiğini görüyorum. Meraklanıyorum kim geliyor diye ama o hiç oralı olmuyor. Aheste aheste süzülüyor gönlüme ve ben hiç sesimi çıkaramıyorum. Yüreğime taktığım prangaların tek tek anahtarlarını ona teslim ediyorum. O ise gülümseyen ışıltılı gözleriyle bana bakıyor. Ben gözlerine kâh kahveler, kâh yeşiller, kâh elalar yüklüyorum. Her bir bakışımda bir kişide tüm kâinatın güzelliğini buluyorum. Bakışlarımız bir araya geldiklerinde içimde kelebekler uçuşuyor. Tek kelime etsem; tüm ruhum sözcüklerimin arasından ona kaçacakmış gibi hissediyorum… Öyle bir duyguya karışıyorum ki; saçlarımda yıldızlar; kulaklarımda hiç duyulmamış şarkılarla; uzattığı elinden tutup; sorgusuzca, baki vuslata doğru koşmaya başlıyorum.

Her bir demde ve her bir adımda ondaki güzelliklere hayran oluyorum. Ama hiç ara vermeden ilerliyorum. İnce ince aşk işliyor ruhumu; bense gönlüme sevda çeyizleri düzüyorum. Yumuşuyor gönlüm… Öfkelerim huzur buluyor. Hayallerim tek boynuzlu atlara biniyor. Elimdeki her şey bambaşka naif bir görüntüye bürünüyor. Sevmediklerim gönlüme yakınlaşıyor.

Ve anlıyorum…
Aslında…
Severek ben, başka bir ben oluyorum…
Karşılığında ona verebileceğim tek kusursuz hediyeyi veriyorum…
Sadece iki kelime dökülüyor gönlümden “seni seviyorum” diyorum…

Zaman zaman yollar yokuş oluyor zorlanıyorum. Gözyaşlarım buhranlarıma karışıyor. Mendiller gözlerimin arasında kinden köprüler kuruyor. Bazen de ayaklarıma büyük büyük dikenler batıyor. Acısından feryadı basıyorum. Ama asla pes etmiyorum.  İmtihanım bu geçecek elbette diyorum. Yağmurlar yağıyor üzerime, güneş kavuruyor, gece hasret bırakıyor. Boyun büküyorum ama terk etmiyorum ve yılmıyorum. Gecelerimi gündüzlerime katıp vuslatı iple çekiyorum ve direniyorum. Biliyorum tıpkı can gibi her derdimin de bir sonu var.

Bekliyorum sadece… Sabahı bekler gibi…
Kavuşuyoruz da en sonunda zaman buz gibi eriyip gitmiş önümüzde… Ne sözler işitmişiz, ne zararlar görmüşüz. Ama ellerimiz ellerimizden kopmadan mutluluk koyundan huzur satın almışız sadece…  Gün o gün olmuş ve ben beyazlar giymişim, o ise acının karalarını… Önce bir türlü anlam veremiyorum bu karanlığa… Mutlulukla mutsuzluk arasındaki çizgide bir başıma kalıyorum adeta… Aldırmıyorum da… Dikkatlice onun gönlüne bakıyorum ve karası üzerime sürülsün diye döküyorum gözyaşlarımı. Ama o hiç bakmadığı kadar acı bakan gözleriyle bakıyor bana. Gözyaşlarımı ve benim yalnızlığımı reddediyor o bakışları. Bense sevdaya kızıyorum ve ondan sebep yalnızlığı seçiyorum… Herkeslere, hatta hayata küsüyorum. Bakışlarımı sadece gönlümdeki karanlığa çeviriyorum. Bakmıyorum aydınlıklara, bakmıyorum sevdalara… Kendimi dipsiz bir kuyuya Yusuf’un yanına gönderiyorum… Yürüyorum derin, dipsiz bir kuyuda; ne gören var beni, ne de haykırışlarımı duyan… Ne güller solduruyorum. Ne acılar yiyorum. Ne sevgiler bitiyor; ne nefretler büyütüyorum. Takatim kesiliyor. Gücüm tamamen tükeniyor. Son bir adım kalıyor geriye… Son bir nefes… O, son demde bir el tutuyor ellerimden…

Bu bakışları ben daha önceden de hatırlıyorum. Sımsıkı yumuyorum tekrar gözlerimi. “Hayır, ikinci defa aynı aydınlık bakışlarına kanmam, yine karanlıklar giyersin” diyorum. Ama yine de tüm kaçışlarıma rağmen; sevdasına ilk günkü gibi kapılıyorum. Ateşin etrafında raks ederken gönlüm; tüm yaşanılanları bir anda unutuyor ve baki vuslat için aşka yeniden teslim oluyorum. Şimdi tüm şarkılar bana okunuyor. Tüm şiirler bana yazılmış. Kâinatta bir güzel ben kalmışım da; bütün çiçekler bana hayranmış. Her bir romanın kahramanı benim; bütün büstlere ben kazınmışım. Tüm şehir ışıkları kaynağını benden almış…

Ne hor bakanları; ne küçümseyenleri; ne çelme takanları takıyor gönlüm… Ben hülyama prangalıyorum kendimi. Aykırılıklarımı anlayış değirmeninde öğütüyor; un yerine umut serpiyorum. Sevda ekmeğinden parça parça muhabbetullahı hülyama yediriyorum.

Ve rüyam bitiyor bende gözlerimi açıyorum. İşte bulutlar; çimen kokusu ve kuşlar. İçimde de garip bir coşku var. Kıpır kıpır hareket ediyor. Bıraksam rüyalarımı da alıp bulutlarla kaçacak biliyorum. Hülyamın hediyesine tatlı rüyalar gönderiyorum. Biraz daha yerinde kalması için uyarıyorum. Aşkıma yoldaş olacağı zamanı iple çekerken, gülücüklerle gelmesi için dualar ediyorum. Onu kucaklamak için sabırsızlandığımı da hissediyorum…

Ben hülyamdan bahsederken o da beni seyreyliyormuş… Şu an tam da karşımda duruyor… Elinde kahvaltı tepsisiyle gelmiş. İçini muhabbetle süslemiş. Tutamıyorum aşka coşan içimi… İnciler dökülüyor yanaklarıma ve bütün mutluluğumla haykırıyorum iki kelimeyle adeta:

“SENİ SEVİYORUM”

Sadece… İki Kelime…” için 3 yorum

  • 25 Ağustos 2017 tarihinde, saat 17:04
    Permalink

    Gerçekten çok güzel yazmışsınız. Emeğinize Sağlık

    Yanıtla
  • 25 Ağustos 2017 tarihinde, saat 17:08
    Permalink

    Harika bir anlatım… Tebrik ederim 🙂

    Yanıtla
  • 25 Ağustos 2017 tarihinde, saat 18:55
    Permalink

    “Seni Seviyorum” sadece bir cümle ama söylenmesi de en zor iki kelime… Emeğinize sağlık 🙂

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.