Savaşın İstenmeyen Çocukları

Günlerden bir gün kurşun sesleri başlıyor.. Küçüğüm henüz ben çok küçük, dört yaşında ya varım ya yoğum. Amcaoğlum Seyit “Gül, bak bir şey yağıyor!” diye sesleniyor bana. Bir bakıyorum yerlerde kanlar içinde Seyit..

Sonra mı sonrası artık bizim coğrafyamızda alışacağımız şeylerden; feryatlar, figanlar, nidalar, ağıtlar ve gözyaşları.. Daha dün gibi hatırlarım yağan bomba seslerini, gözyaşlarını, bedenleri delip geçen kurşunları ve kesilen kafaları.

Ağlamaya başlarım her hatırladığımda bu kanlı anıları. Karnıma bir sancı girer ki anlam veremediğim nidalar sarar kulakları.. Ben ağladıkça kardeşim Hasan da ağlar benimle birlikte.

3

Hızla ilerliyor Allah u Ekber nidasıyla bedenlerden koparılan kafalar, tecavüzler, köle pazarları, kurşunlar, bombalar.

Bir telaş sarıyor coğrafyamızda herkesi amcamlar “Gidelim sığınalım Türkiye’ye” diyorlar. Annem de onaylıyor, ama babam evimizi, bahçemizi, dükkânımızı, bizi biz yapan anılarımızı burada bırakmak istemiyor. Annem adeta yalvarırcasına  “Gidelim, bedenimizden kopmasın kafamız, tecavüzlere maruz kalmasın vücutlarımız, gözlerimizin önünde katledilmesin çocuklarımız” diyor.

Babam çaresizce onaylıyor annemi. Toparlanıyoruz üç-beş eşyayla. Hızla sınıra koşuyoruz.

Sınıra geldik ben acıktım, susadım yoruldum. Annem terler içinde kaldı, babamın bakışlarında var bir buğu.

Burada benim yaşlarımda çok çocuk var oynamak geliyor içimden onlarla. Annemlere bakınca vazgeçiyorum. Sımsıkı tutmuş annem elimi, babamsa buğulu gözlerle düşünüyor kucağında da kardeşim Hasan var.

10

Askerler var burada ve onlarla diyalog kurmaya çalışan nice insan..

Bize dair her şeyi terk ettik.. Duyduğumuz kadarıyla her şeyi yakıp yıkmışlar, barbarlar.

Geride kalanları tecavüz ordusuna ya katmışlar ya da koparmışlar vahşice kafalarını..

Gece karanlık, karnımız doymuyor, kirleniyoruz, terliyoruz, hor görülüyoruz, unutmayacağım bu anıları..

Biri komşumuzun oğluna hırsız diyor, biri bize tecavüz etmek istiyor, biri bize dilenci diyor..

5

Oysa mutluyduk kendi ocağımızda, aşımız pişerdi, severdik, sevilirdik.

Bizim kendi memleketimizde hırsızda değildik, dilenci de..

Bizde size rahatsızlık vermek istemezdik ki, sizde mecbur değildiniz bizi ülkenize almaya.

Namusumuz için sığındık biz sizlere, çocuklarımız için sığındık diyor bir teyze ağıtlar yakarak.

Bir kardeşim doğuyor, mutluyum ama o nerede büyüyecek.

O da acıkır ama hem havalarda soğudu üşürde hem kıyafetide yok giyecek? O da benim gibi Hasan gibi oyuncak isteyecek, karnının doymasını isteyecek, ısınmak isteyecek..

12391349_534796126681542_7634821645999606143_nAnnem kardeşimizi dünyaya getirdi, adını “BEWAR (ÜLKESİZ)” koydular..

Yıllar geçiyor bu ismin anlamını daha iyi anlıyorum.

Bizler ülkesiziz, savaşın istenmeyen çocuklarıyız.

Aç kalıyoruz, üşüyoruz, horlanıyoruz, bizler savaşın gayrı meşru çocuklarıyız.

Horlanışımızda bundandır ülkesiziz, belkide denizde boğularak öleceğiz.

Belkide kurşun yağmuruyla öleceğiz,

Belki donarak öleceğiz, belkide açlıktan öleceğiz.

Ama şunu biliyoruz ki biz mutlu ölmeyeceğiz.

Hatta biz gençliğimizi, yetişkinliğimizi göremeden öleceğiz

Bizler savaşın istenmeyen gayrı meşru çocuklarıyız.

Nazenin Benan

Journalist,sosyolojist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.