Sırada Aile Var!

Bizim cenahın ömründe yaşadığı en büyük trajedi nedir derseniz  çok büyük bir kısmı 28 Şubat der. Çünkü o öyle bir dönemdi ki 1000 yıl sürecek demişlerdi. Gözlerini öyle büyük bir kin bürümüştü ki nefretlerini her şekilde dile getiriyorlardı. Sadece dile getirmekle kalmıyorlar, fiilen de göstermekten çekinmiyorlardı. Hatta ve hatta çekinmek bir köşede dursun iftiharla sergiliyorlardı.

28 Şubat döneminde bölümlerini son sınıfta bırakanlar, her gün okul kapılarında inatla nöbet tutanlar, zaruri olduğuna inanarak başlarını açanlar, en moda cümle olan “türban üstü peruk yaptıranlar” ve daha niceleri ile karşılaştı bu ülke.

Tam da o süreçte herkes büyük bir karışıklıktayken, malum terör örgütünün muhterem saydıkları hocaları “Türban füruattır” diyerek tesettürü korumamayı meşru bir hale getirmişti. Bu ise yaşananlara karşı çok güzel bir kılıf olmuştu. Davaya sahip çıkmak tam da burada ortaya çıktı. O zorlu zamanlarda davaya sahip çıkabilenler bu cesareti gösterenlerin büyük bir çoğunluğu şimdi de davalarının arkasındalar. (fire verilenler elbette oluyor.) Aynı şekilde o zaman tesettürü teferruat olarak görenler(sonrasında bu fikirden vazgeçenler illaki olmuştur.) şimdi de aynı şekilde hem kendi hayatlarını, hem de çocuklarının hayatlarını o şekilde yönlendiriyorlar.

Belki 28 Şubat dedikleri gibi 1000 yıl sürmedi, lakin etkileri inanıyorum ki bir o kadar sürecek. Çünkü o günler ” Ben yaşadım, evladım yaşamasın” ya da “Ben okuyamadım, evladım okusun ve okurken diplomayı almak için her şey mübah olsun” zihniyetini de doğurdu.
İşte tamda bugün bizler bu düşüncelerin acısını şiddetli bir şekilde yaşıyoruz. Son zamanlarda bazı manzaralarla karşılaşıyoruz. Bu olaylar bize yıllar önce yaşananların fragmanı gibi geliyor. Peki yeni neslin çocuklarına… Onlar bu tür şeyleri görmeden büyük bir rahatlık içinde büyüdüler ve “Başındakini çıkar öyle oy kullan!”, “Hakimler başörtülü olmamalı.“, “İran’a git.” vb. faşist tutumlara alışık değiller. (Belki de bunlarla hiç karşılaşmadıkları için yeniden canlanmıştır bu zihniyet.)

Aslında derdim hiç kimseyi suçlamak değil. Fakat şahit olduklarım söylediklerimi ispatlar nitelikte. Tesettür ağırlığını kaybediyor azizim. Türban yasağı yok ama türbanı uygulayan da yok maalesef. İçini boşalttık, anlamını yitirdik bazı şeylerin. Tesettürlü ama içkili mekanda rahatça oturabilen, alışveriş yapabilen, tesettürlü ama tesettür ayetlerini bilmeyen gerekliliklerini bilmeyen insanlara dönüştük. Bu sadece o bu şu diye ayırt edip birilerini kötüleyeceğimiz bir durum değil. Bu hepimizin eksiği ve hepimizin hatası.
Biz birbirimize sahip çıkamadık. Fakat bize nefretlerini açıkça dile getirenler! Onlar öyle bir bütünleşti ve bizi öyle bir hale getirdi ki bizi bugün “LGBT” gibi örgütlerin haklarını tartışır duruma getirdiler. Eskiden bizleri sadece tesettürle vuran insanlar şuanda bizlere Kur’an-ı Kerimde açık bir şekilde lanetlendiklerini anlatan bir topluluğun eğri doğrusunu konuşturuyor. Tesettürle olan mücadelemizi kazandık zannederken kaybettik şimdiyse bizlerin en mahrem olarak gördüğü “aile” kavramını yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki, biz ne yapıyoruz. Sadece kendi aramızda bölünüyoruz. Kendi davamız için savaşmayı bile göze alamıyor, bize uydurulan kılıfa uyum sağlamaya çalışıyoruz. Ama artık yeter! Bizler artık klavye kahramanları olmak yerine artık sahalara çıkmalıyız. Konuşmalı, hakkı savunanlar olarak bunu haykırmalıyız. Şimdi evlerimizde oturma vakti değil. Özellikle gençlerle daha çok birlikte vakit geçirip bir kişi bile olsa elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü tam da şuanda ahir zaman imtihanının en şiddetli olduğu süreçteyiz. Bu savaşı kaybedersek her şeyi kaybederiz azizim. Her şeyi…
Selam ve Dua ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.