Sur

Ödünç verilmiş hayatlar var hepimize.
Hepimize ne kadar emanet edildiyse hepimiz o kadar sahipkâr!
Emaneti sahibine vermeyi bir an bile düşünmezken;
An olur kulaklarda bir ses!
S û r . . .
Ve bir kez daha üflenilen sûr.
Dili olsa dünyanın, çizilse gökyüzüne yıllarca birikilen günahlar ve dökülse avuçlara birer birer kararan yıldızlar!
Eyvah! Eyvah ki ne eyvah!
Belki susar, belki suçlu zalimlerden kesilirdik.
Belki inkar eder, belki yavaştan yutkunurduk.
Global dünyada varlığımız ölümsel…
Düşünmeden yapılanlar bizleri yormuyor mu?
Şiirler, şarkılar, trajik filmler insan kendi arayışını bulmak için didinir. Didindikçe batar!
Kaç günaha “Dükkanda yokuz.” diye kepenk çektik?
Hesaplamaya üşenirken sevapları ölüm çelme gibi her an ayağımıza takılır.
Neredesin Sevgili Rumi,
İnsan bu çağda çok günahkâr,
Bu halimizi görüp “Gel!” der misin yine?
Bak; sıkıyor kravat, boğazımızı daraltıyor.
Boğulurken an meselesi ya atılan ipe tutunmak, peki ya hangi güç bizi karaya çekecek olan?
Hüzün akıyor dört bir yanımızdan,
Herkesin dili damağı kuru, -Biz günahkarlar-
Sadece. Ve sadece,
Bir gerçeğe inanmaya ihtiyacımız var.

O son,
Yaklaştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.