Umuda Sürgün

Günlerdir içini kemiren huzursuzluğun pençesinde uyuklamış ve sızı içinde uyanmıştı. Ama üzerine çöken halsizlik onu daha da kötü bir duruma sokuyor, geç saatlere kadar boş boş oturup dalgınca bir şeyler karalamaya çalışıyordu. Bir türlü kendine gelememesinin sebebine odaklanmak bir yana, doğru düzgün düşünemiyordu bile.

Sahi onu bu keşmekeşe düşüren neydi? Neden bu huzursuzluğun pençesine takılmış ve bir türlü kendine gelememişti? İlk defa bu soruları düşünme olayına girebilmişti ki; birden penceresinin kenarında bir şey fark etti. Belli ki uzun zamandır oradaydı, bayağı yıpranması buna işaretti.

Yavaşça zarfı eline aldı, üzerine daha önce bir isim yazılmış olsa da şimdi onu okumak mümkün değildi. İçindeki yazının sağlam olup olmadığını anlamak için zarfı açtı, okumakta zorlansa da ona yazılmış olduğunu anladı. Bu eski bir dostundan kaleme alınmış günümüzdeki kaosu anlatan bir makale idi, dostu ona bir yerden bahsediyordu ama kahretsin ki okunmuyordu. Altına da küçük bir not eklenmişti:”Oku ve yok et!”
Neden yok etmesi gerekiyordu ki? Dostu kim bilir bunu oraya kaç gün önce koymuştu, birden onun başına kötü bir şeyler gelmiş olması düşüncesiyle irkildi. İyi olmasını umarak denileni yaptı ve onu yok etti.

Ertesi gün yine aynı yerde bu sefer daha okunası durumda olan bir mektup daha buldu. Ama bu yazı dostunun yazısına hiç benzemiyordu. Sayfanın sonuna düşülen notu ürkek bir tonda okudu: “Dostunun uyarısına uyup o makaleyi yok ettiğini umuyoruz.”
Bunlar kimdi, belli ki bir topluluktu ve dostunun durumu umduğundan daha kötüydü. Daha sonra bir zarf, kalem ve kâğıt bulup yazmaya koyuldu. Onlar gibi o da sayfanın sonuna not düştü; “Uyarıya uydum fakat dostumun durumundan endişe ediyorum. Bana onun iyi ve sağ olduğunu söyleyin lütfen!”

Üç gün sonra yine bir zarf buldu ve okudu; “Dostunun yazmış olduğu mektubu daha önce fark etseydin şu an bu soruları bize yöneltmeyecektin. Çünkü o şifreyi yalnız ve yalnız senin çözebileceğine inanıyordu. Anlamadın değil mi? Yazıda bir şifre vardı ama sen çok geç kaldın!”
Bu iş daha çıkılmaz bir hâl almıştı… Şifre ve geç kalmak. Allah’ım bu neyin nesi, kafayı yiyeceğim! Neden ilk yazıyı yok ettim ki! Sahi ne kadar da aptalım, diye iç geçirdi.
Ama en son buluşmamız evet, o zaman bir yerden bahsetmişti. Acaba aynı yer olabilir miydi? Dolabından hızlıca eski bir atlası çıkardı ve hatırladığı kadarıyla yeri zor olsa da buldu. Dostu ya burada özgürdü ya da esir… Bunu nasıl öğreneceğini düşünürken elinde yine kâğıt ve kalemi buldu, yazdı; Dostumun nerede olduğunu biliyorum. Yalnızca bir şeyi merak ediyorum, oraya gitmeden evvel bana başka bir not bıraktı mı? Mutlaka bırakmış olmalı, beni yanına almadan oraya gitmeyeceğine dair söz vermişti.”

Bir hafta sonra mektup ve zarf: “Dostun iyi durumda lâkin çoktan Umut Vadisi’ne doğru yola koyuldu. Anlayacağın sürüldü! Dünyanın karamsarlığına inat iyilik adına çabalaması onun sonu oldu bir nevi. Ama herkesin istediği ve ulaşamadığı bir son! Çünkü Umut Vadisi’ne sadece çocuklar ve umudunu kaybetmeyenler girebilir, oraya giriş zor ama çıkış yoktur. Yani elindeki fırsatı kaçırdın, şimdi arkadaşını unut ve tüm mektupları yok et!”

Artık anlamıştı o bencilce kendi içinde savaşırken, dostu çoktan onu bırakıp gitmişti. Zaten hep şöyle derdi: “Bu dünya; umutsuzluk iklimiyle bezeli, iyiliği öldüren ve kötülüğü daima yaşatan kaoslar coğrafyası.”
İşte şimdi bu sözü daha iyi anlıyordu ama artık çok geçti.
Dostu hakkıyla umut adına ve çocuklar için var gücüyle savaşmış, yine onlarla birlikte umuda sürülmüştü. Bu kaostan kurtulmanın bir yolunu bulmuştu yani.
Peki ya o nasıl kurtulacaktı kendi karabasanından?

Merve Kaya

'' Nokta büyüklüğündeki dünyada, bir zerre! ''

Umuda Sürgün” için 2 yorum

  • 10 Mart 2019 tarihinde, saat 21:06
    Permalink

    Çok güzel olmuş maşaAllah yazını çok beğeniyorum abla eline sağlık 😊

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.