Unutmayacağım!

Surlardan geçtikten sonra bir güneş misali parlayan boynu bükük kubbeni unutmayacağım.

İğne atsan yere düşmeyecek kadar doluyken Kabemiz, bomboş kalmış bahçeni,

Adım attığım her mekanında beni karşılayan zeytin ağaçlarını unutmayacağım.

”Türki?” diye sorduklarında ”Türküm.” cevabını verince, boynuma sarılan yanaklarımı öpen sıcacık bakışlı teyzemi,

İbrahim peygamberin şehri El-Halil’de abdest alırken ‘Ehlen ve sehlen Filistin.’ diyerek kurulanmam için bana havlu kağıt uzatan güleryüzlü yardımsever ablamı,

Bir bekleyiş içinde Türk’ü görünce gülümsemelere doyamayan sahipsiz bırakılmış kentin insanlarını unutmayacağım.

İmam’ın Kubbetüs Sahra’daki Cuma hutbesini anlayamadığımı bildiğinden, bana İngilizce olarak İbrahim ve Yusuf surelerinden bahsedildiğini anlatan diğerkâm Mısırlı kardeşimi, namaz sonralarında hiç durmadan bize Filistin’in şehirlerini anlatan, yaşamının bir kısmı Türkiye’de geçmiş Çerkez teyzemi unutmayacağım.

Çikolata uzattığımda onu direkt almayıp belki bunu sadaka olarak düşündüklerinden almamışlardır bir de hediye olduğunu söyleyeyim ‘Gift’ diyerek tekrar vereyim dediğimde alan, ruhları kocaman, bedenleri küçücük üç kız kardeşi unutmayacağım.

Mescid içerisinde tanıştığım, ürkek bakışlarla sorularıma cevap veren deniz gözlü çocuğu, mescidden çıkıp ayakkabılarımı giyince, arkamdan koşturarak gelip bana sarılan o iki masum yavrumu, onlara anlamayacaklarını bilsem bile sımsıkı sarılıp ‘Kuzumm, yavrumm’ dememi ve o anın bana yaşattığı karşıkonulmaz kardeşlik duygusunu unutmayacağım.

Mescid-i Aksa’nın avlusunda beraber futbol oynadığım, bu hayatın ufak şeylerinden dahi mutluluk duymasını bilen minik beyleri unutmayacağım.

Filistinli kardeşlerimin poşusunu boynuma taktığımda Aksa’ya girerken beni durduran, bu durumdan tahrik olup çantamı, defterimi karıştıran nursuz israil askerini,

Ve aynı duruma ‘Allah razı olsun.’ diyerek karşılık veren, öğrencilerine ‘Seni seviyorum.’ demeyi öğreten Ertuğrul dizisi hayranı Filistinli öğretmen meslektaşımı unutmayacağım.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Mescid-i Aksa’nın Yafa kapısına, üç dine de hitap etsin, tüm inanların ata kabul ettiği peygamberin adı olsun, kimse alınmasın diyerek ‘La ilahe illallah İbrahim Halilullah’ yazdırmasındaki inceliği, buna karşılık aynı kapıya burası sadece yahudilerindir anlamı da taşıyan mezuzalarını yerleştiren siyonistlerin kaba zihniyetini unutmayacağım.

Kendi döneminde Kudüs henüz Müslümanların değilken bile  ‘Ben Kudüs için ne yapabilirim?’ diye düşünerek  ‘Ben marangozum. Biliyorum ki Haçlılar Mescid-i Aksa’nın minberini yaktılar. Ben orası için bir minber yapayım, gün gelir o kutsal beldeyi geri alacak bir komutan çıkar içimizden. İşte o zaman yaptığım minber Aksa’ya götürülür.’ diyerek Kıble Mescidi’ne  tek bir çivi bile kullanmadan döneminin eşşiz özellikteki minberini yapan Halepli marangoz ustasını unutmayacağım.

Üniversite eğitimini Türkiye’de görmüş bir abimizin Cuma namazı sonrası Aksa avlusunda derneği için yardım toplarken Türk kafileyi görünce ‘Bize yardımlaşmayı siz öğrettiniz.’ ‘İnşaAllah seneye buraya mehterle gireceksiniz.’ sözlerini unutmayacağım.

Ve son söz:

Batıl’ın tahrif kitabında yazan: ‘Ey Kudüs, seni unutursam, sağ elim kurusun. Eğer seni en büyük sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın.’ cümlesini hayatının merkezine alan siyon anlayışına karşın; ‘Bana ne Kudüs’ten. Oralar beni ilgilendirmez.’ diyerek kutsal beldeyi  unutanları, unutmayacağım!

Kübra Çetin

Bir garip hiç kul...

Unutmayacağım!” için 3 yorum

  • 13 Şubat 2019 tarihinde, saat 16:05
    Permalink

    Yüreğinize sağlık,Rabbim hepimize gitmeyi ve o bilince ermeyi nasip etsin.🙏🏼

    Yanıtla
  • 23 Şubat 2019 tarihinde, saat 14:39
    Permalink

    Allah razı olsun. Amiiin inşaAllah🌸

    Yanıtla
  • 27 Şubat 2019 tarihinde, saat 06:19
    Permalink

    Allah razı olsun

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.