Vaveyla – Emine Çelebi

“Ey insan ! Kerim olan Rabb’ine karşı seni ne aldattı?”
İnfitar-6

Ayak bileklerine çarpıp sürükleniyor ve her adımında daha büyük bir hırsla  birikiyordu. “Bir kalp atması kadar.” dedi içinden her tanesi bir nefes kadar.

Sıyrılıp derin dost ikliminden bir çırpıda atılıvermişti bu mekana, durup baş koyduğu odanın kendisine ne kadar da yabancı olduğunu düşündü. Yeni isimler ve yeni harfler… Gerçek bir saadet için gereken muhabbete bir tebessüm uzakta, gülüşlerinin arkasına saklanmış özlemle; her çehrede aynı şeyleri görür, gördüklerinin gerisini ister, bakar, durur, susar ve haykırırdı:
“Kendini ara, bul, getir! Şiddetle kucaklaşalım!” (Cahit Zarifoğlu)

Bu vakitlerde gün kendi içine çekilir, sokak durgunlaşır, insanlar uyanmak bilmez bir uykuya dalar ve bir adam tüm bunların üstüne elini kalbine koyup da af dilerdi. Ardından bir şimşek, bir yağmur, bir tufan belirtisi; korku, umut, şafak.
İnsanlar sanki hiç batmamış gibi karşılardı güneşi, ne bir minnet ne de bir şaşkınlık ibaresi.

Yeni günle yeni haberler gelirdi. Pencereler açılır, nefesler alınır, bir insan doğar, bir insan ölür, nefesler tutulur ve her şeye rağmen varoluş devam ederdi.
Ama eğer bahsimiz mesela güneşin geldiği yerler ise.
Burada çocuklar elleriyle tuttukları hayatlarını gümüş kandiller içinde sunarlardı toprağa. Çocuklar her şeyden çok toprakla anılırdı. Çünkü demir olsa çürürdü, toprak olur da dayanırdı insan.
Ve bir türlü uğramazdı bu haber benim memleketimden içeri. Bu yüzden hala dolu olurdu duraklar, hala birileri sokaklarda öbek öbek kahkahalar atar dünkü şovları yorumlar, bir erkek bir kız bahsi geçer, insanlar buna güler ve bir adam tüm bunların üstüne kendi içine uzletle susardı: “Bilmiyorlar.” derdi.
Bilmiyorlar…
Yürek dolusu acıyı sığdırırdı bir kaç kelimeye.
Taze kalırdı tezgahlarda yemişler.
Kendi yaşamlarımız kadar kabul ettiğimiz ölümler, eksiltmezdi hayat neşemizden bizi. Dünya kendi içinde dönmeye devam eder, gün biter, caddeler boşalır, insanlar çekilirdi evlerine. Ve biz üşürdük, bu devinim içindeki yalnızlığımızdan ürperirdik. Çaresiz kendimizle kaldığımız o birkaç özel anda acizliğimiz yakalardı ayak bileklerimizden, anlamaya yaklaştığımız hakikati sorgular kimliğimizi çıkarır kapanırdık secdeye.
Yüreğimize sığmazdı da elimizde tutardık inancımızı, asıp odanın en kuytu yerine uzaklaşır ve seyre dalardık.

Adam doğruldu yerinden. “Yetmez.” dedi. “Yetmez!”
Bir kalem bir kanı kurutmaya yetmez. Silahla kazılan mezarları doldurmaya mürekkep yetmez. Bir annenin göz yaşları böyle dinmez. Elimde duran bu sayfalar bir çağın kirini temizlemeye yetmez.

Ve
Kırdı adam kalemi.
Kalemi kırdı ve şahit tuttu yüreğini.

 

“Demir olsaydım çürürdüm, toprak oldum da dayandım” (Yaşar Kemal)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.