Yoklama Alıyorum

Elindeki kırmızı ajanda ve bej rengindeki kalemini masaya bıraktı. Kırmızı ve bej… Uyumsuz iki renk… Kafasının farklı işlerle meşgul olduğunu ortaya koyan iki renk desek belki daha yerinde olur. Zira kıyafeti de bu iki renk uyumuyla eşdeğer vaziyette. Kombin denen kelime ile arası pek de iyi sayılmaz.

Sıra dışı olması tek doğallığı olan Cahit bey sakin bir şekilde sandalyesine oturdu. Gözlüklerini yavaş bir şekilde kılıfından çıkardı ve fiyakalı bir el hareketiyle taktı. Gözlüklerinin üzerinden sınıfa doğru kısa bir süre baktıktan sonra tekrar masasına döndü ve önündeki defterin sayfalarını çevirmeye başladı.

“Önce kısa bir yoklama alalım istiyorum.” dedi gür bir sesle.

Sınıf sessizdi. Herkes onun bu  sıra dışı haline bayılıyordu ve bugün acaba ne gibi bir çılgınlıkla dersini işleyecekti.

Gözlerini ajandasından kaldırmadan devam etti. “Herkes hazırsa başlıyorum çocuklar.”

“Onur? Şeref? Erdem? Saygı? Aşk? Cesaret? …”

Herkes Erdem ismine kadar biraz şaşkındı zira bu kimseler bu sınıfta değildi. Sonrasında gelen saygı ve aşk kelimeleriyle herkesin yüzünde gülümsemeler oluştu. Bu hareket  sıra dışı geçecek olan bir dersin belirtisiydi.

Cahit Bey defterini usulca kapattı, yerinden kalktı ve elleri cebinde bir vaziyette sıraların arasında dolaşmaya başladı.

“Anlaşılan bugün de adam akıllı yaşayamayacağız.”

“Neden peki?” dedi arka sıralardan dersi biraz daha sıra dışı hale getirmek isteyen bir öğrenci.

Gülümsedi Cahit Bey. “Yoklama aldık ya oğlum. Hiçbiri gelmemiş. Bunlar olmazsa nasıl yaşayacağız.”

Sınıf hala sessizdi. Cahit Bey de gözleri yere değer vaziyette biraz sessiz kalmayı tercih etti. Sonra oturdu bir sıranın üzerine ve tüm öğrencilere bakarak şöyle dedi:

“Sahi, nerede bunlar? Bir göreniniz, duyanınız yok mu yani? En son ne zaman uğramışlar?”

Herkes gülmeye başladı. Ders keyifli ve anormal geçiyordu. Çünkü onlar aslında bunu seviyorlardı. Önlerine konulup ezberletilen ders kitaplarını değil.

Biri kaldırdı elini söz almak için. Konuşabilirsin anlamında kafasını salladı Cahit Bey.

“Ben onları bizzat görmedim ama gören birisini tanıyorum galiba.” dedi.

“Yaa! Peki kim bu şanslı kişi, bizimle paylaşmak ister misin?” dedi yüzünde sahtelikten yoksun bir şaşkınlık ifadesi ile Cahit Bey.

“Onu okuduğum kitabın yazarı görmüş olsa gerek. En son içlerinin boşaltıldığından bahsediyordu. Öğretmenim ‘içini boşaltmak’ ne demek?”

Elleriyle sakalını kaşımakta olan Cahit Bey’in gözleri pencereden dışarıyı süzüyordu. Uzun süre bekledi. Uzun süre kimseden ses çıkmadı.

“Demek artık onları doldurulmuş hayvan haline getiriyorlardı. Peki aranızda hiç doldurulmuş hayvan göreniniz var mı?”

“Ben bir fakülte binasında koca bir fanusun içerisinde görmüştüm.” dedi elindeki kalemle sıraya bir şeyler karalayan öğrenci.

“Peki ne hissettin?” diye sordu Cahit Bey.

“Bana kalırsa vahşice bir hareket. Ama insanlar bunu seviyor.”

“Sen seviyor musun?” diye ikinci soruyu sordu.

“Bilmiyorum. Başlarda çok itici, ürkütücü ve samimiyetsiz gibi ama sonra…”

“Evet, sonra?”

“Alışıyorsun.”

Cahit Bey doğruldu yerinden ve masasına doğru yöneldi. “Sanırım bugün neden yoklamanın eksik çıktığı anlaşılıyor.” dedi.

En önde oturan genç “Neden öğretmenim?” dedi hiç aksatmadan.

Tekrar gülümsedi Cahit Bey. “Alışıyoruz çocuklar.”

Masanın uç kısmına oturdu ve devam etti. “Yazarın şahit olduğu son olayı kafanızda resmedin çocuklar. Bir ceylan resmedin. Kalbinin yerinden çıkarıldığı ve içinin tamamen kaskatı malzemelerle doldurulduğu o ceylanı hissedin. Dış görünüşünde zerre değişim olmamakla beraber kalbinin ve gözyaşlarının yok olduğu ortada. Çok acı…”

En arkadan bir kız dahil oldu diyaloğa. “Peki ya insan?”

Sorudan memnun olduğu yüzüne yansıyan Cahit Bey kafasını salladı ve devam etti.

“Doldurulmuş insan profili, artık içi boşaltılmış duyguların bünyesinde yer edindiği bir profildir. Dış görünüşte bir değişim yok fakat vicdani bir ölümün gerçekleştiği aşikar.”

Saate baktı, ajandasını ve kalemini masadan alıp sınıfın kapısına doğru yöneldi. Hiç ders bitti demezdi o. Birden kalkar ve kapıya yönelirdi. Bugün de onu yapmıştı. Fakat tam kapının önündeyken duraksadı ve sınıfa dönerek şöyle bitirdi:

“Son olarak işin en acı tarafı şudur çocuklar; ölülere sesinizi duyuramazsınız.”

Muhammed Usame ALPTEKİN

''Demirden sağanaklar altında uyur sevdiğim'' -İsmet Özel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.