Yolda Düşündüklerim – Bocalayan Dünya

Ettiğini çeken dünya, ettiğine odaklanmayı ve bu doğrultudaki sorguları inatla reddediyor. Kendini alıştırdığı yaşam biçimiyle direnmeye çalışıyor. Evde de rolden role girerek çaresizliğini gösteriyor. Okumak onlar için hâlâ bir gösteri. Tren kaçmış.

Boş vakit zannettiği zamanlar, işiyle meşgul olması gereken zamanlardan kırpma vakitler. Uzun uzun evde kalması gerektiğinde bunu anlamalı(ydı). Çünkü hiçbir işi olmasa da rahatlıkla doldurabilmesi gerektiği 24 saati tedirginlikle karşılıyor. Çünkü anlamadı. Çünkü kırptığı vakitleri olmalıydı. Çünkü dışarda olmalıydı. Kendi kendine planlayabileceği 24 saati yok. Haftası yok. Ayı yok. Sinemaya bile yalnız göndermeyen dünya düzeninden hortlayan hayatlar bunlar.

Biraz yalnızlığın kapasiteye ulaşmak için ne kadar lazım olduğunu bilebilseydi, bu vakitler çok kıymetli olacaktı. Heybeyi doldurma zamanları sinirleri, tahammülleri doldurma zamanlarına dönüşmeyecekti. İrkilerek gördük ki planlarda, hedeflerde kendi kendine varılabilecek bir yol yok. Gayenin içinde bir gaye yok. Hedeflerin çıktığı yerde çorak arazilerde eğleşen başıboşlar seyrediliyor. Gayeye benzeyen ama gayya olan şeyler…

Okumayan, araştırmayan insanın merakı tükeniyor. Varlığı ile var olma gayesi arasında bir tükeniş bu. Hayatı daraltıyor. Sıraya konulan işler olmuyor. İşsizliğin böylesi… işsizliğe bağımlılık… boşluğa… Ne zor aslında. Kendi kendine yetemeyen bir canlıya dönüşüyorsun. Ve tüm dövüşlerin elinden kopup gidiyor. Kavga yok! İnsan sosyal bir varlık olmayı abarttığında yalnızlık arayışı bile saman alevinden oluyor demek.

İnsandaki merak bir şekilde dolmalıydı ve dünya bunu lüzumsuz bağımlılıklarla doldurduğunu fark edemedi. Merakı yönlendirmeyen dünya onu kendi haline bıraktı. Düzenin içinde kendiliğinden oluşan ilgi alanları, bağımlılıklar bu merakı doldurdu. Bunun farkına varmadık çünkü farkına varmak için bu açlığı bilmek ve üzerine eğilmek lazımdı. Bilmek yetmiyor, bilgiyi bilince evirmek gerekiyor.

Derdinde olmayan bir şeye ne diye kafa yorsundu insan? Halbuki kafa yormadığın her şey senden bağımsız giriyor hayatına. Hayat… Ne tuhaf kelime. Beş harf ama upuzun. İçini doldurmayı başkalarının avuçlarına serptiğimiz mefhum.

Dünya bocalıyor. Kendi kendine kaldığı müddetçe bocalayacak. İpleri neyin eline vermişse şimdi tasmayı o geçiriyor boğazına. Neticede kendin olmadığın bir hayatın kapılarında tasmalar asılıdır. Benliğini, kendi zevklerini, karakterini, yalnızlığını silip de iradesinin özgür olabileceğini mi zannediyor insan? Giydiğinden yediğine, içtiğine kadar yönlendiren bir düzen var. Boyun eğene tasma geçirilir. Eline oyuncağı verilir. İpi bağlanır. Nutku kilitlenir. Gözleri görmekten bakmaya evrilir. Adımları izlenir. Yolları kulağına fısıldanır. Her şeyi kendi iradesiyle yaptığı zannı bir hapa enjekte edilir ve kendi eliyle kendine yutturulur. Farkına varmayan bununla öğünür bile. Farkına varan da körler ülkesinde görme suçunu işliyordur.

Evde tıkılıp kalanla evden dünyalara açılabilen, dünyaları eve getirebilen aynı hayat mefhumuna sahip değil. Kendiyle yaşayabilen, her şartta gayelerine odaklanabilen ve bir şeylerin ucundan tutabilen hayata tutunacak ve ilerleyecek. Uyan değil uyduran olacak. Diğerleri ise transa geçmiş, hipnotize olmuş, iradevi ölümü gerçekleşmiş biyolojik ölümünü bekliyor. Ne kolay! Hiçbir şeyin farkında olmayan, ne olursa olsun gülebilen, duyguların kenarında ama duygudan bilinç olarak yoksun çocukları hatırlatıyorlar. Belki de onları fırsatları değerlendirememiş çocuklar demeliyiz? Ucuz moralli hayatlar… Seçimse bir adım ötede; öğrenmenin, düşüncenin, kitapların arasından bakışını fırlatıyor!..

Yolda Düşündüklerim – Bocalayan Dünya” için 2 yorum

  • 2 Nisan 2020 tarihinde, saat 14:25
    Permalink

    Kaleminize sağlık. Dünya gerçekten bocalıyor. Gayeye benzeyen ama gayya olan şeyler… Dilerim sıyrılırız..

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.