Yolda Düşündüklerim – Düşünme Süzgeci

Okuma, gözle çözümlenen sembolleri anlamlandırma eylemi… Anlam yoksa okuma ha var ha yok. Öğrenmeyi öğrenmemiz gerektiği gibi okumayı da öğrenmemiz gerekiyor. Arabanın içinde oturmak seni bir yere götürmez. Evvela çalıştırmak, gaza basmak ve ona hakim olmak lazım. İşte anlam, hem gaz hem direksiyon hem fren!

Okumak iki türlü: İnsanların elinden çıkanları ve Allah’ın elinden çıkanları yani kâinat kitabını okumak. Doğayı… Düşünmek… Okumanın süzgeci… Diğer yandan tefekkür! O meraklılarına ve ilmine sahip olanlara kalsın şurada.

Okuduklarımızı süzmeden yeni sayfaya geçmek nicel okumaktan öteye gitmiyor. Nitelikli okumanın anlamlarda dolaşmak olduğunu, çıkarımlarla örülü olduğunu, eleştirmekten geçtiğini, insanı dalıp dalıp götürdüğünü, ufkunu açtığını, yeni yollar gösterdiğini her iyi okuyucu bize gösterir. Löp löp yuttuğumuz sayfalardan ruhumuza bir şeyler işletemediğimizi görünce süzgecimizin boşu boşuna asılı olduğunu çakmamız gerekiyor.

Ne diyordu Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlarında: “Bir de batılıları aptal buluruz, değil mi albayım?” diye gülerek sordum. Onların acelesizliğini, meselenin esasını öğrenmek isteyen sabırlı durgunluğunu, aptallıkla nitelendiririz. Oysa acele etmek yüzünden kendimizi bir kere daha ele veririz. Aptal olmalıyız albayım, aptal! Bütün kurtuluşumuz buna bağlı.

Bütün kurtuluşu buna bağlayan yazar çok haklıydı. Batı’ya bakışımız birçok şeyin müsebbibi değil mi? Yıllarca eğlencesini, giyimini, ne kadar maddesi varsa aldığımız Batı’nın aslını anlamak için oturup düşünmedik. Süzgecimiz asılı kalmaya ne meraklıymış. Özendiğimiz her şeyin mutfağında düşünce, metot yatıyordu. Acele ile hapur hupur sofrasına oturduğumuz Batı bize ancak posalarını verdi, veriyor, verecek. Onlardan almamız gereken büyük bir ders var. Yaşadıkları karanlık çağı yaşadığımızı görmek ve tüm posaları esasa dönüştürmek. Bunları görenler bizi defalarca uyardı. Tanzimat Dönemi’nde yanlış batılılaşmayı konu edinen romanlar, Cemil Meriç gibi Necip Fazıl gibi fikir işçileri… Yahya Kemal boşuna “Kökü mazide olan atiyim.” demedi. Köklerini kaybede kaybede, açılan boşluğu posalarla doldura doldura süzgeçlerimizi pörsüttük. Onları parlatmak da kolay olmayacak.

İşte tam da bu noktalardan damlayarak avucumuza biriken şey: Düşünmeyi öğrenmeden, düşünceleri prangalardan kurtarmadan, hayatın her alanına aramayı iliştirmeden değişim imkânsız! Gördüğü, duyduğu her habere, söze inanan; kaşığını daldıracağı tasın mutfağını merak etmeyen okurken de düşünme süzgecini parlatamaz. Algıları hayatın her alanında açmak mühim bir pratiktir. Hayata dahil edilemeyen şeyleri usul usul yitireceğiz. Aceleciliğimizden çektiklerimiz heybemizde yeniden yorumlanmayı bekliyor.

Kervan yolda düzülecek ama yük ağır. Yola çıkmak için fazlalıkları fırlatıp atmalı. Her filmi izlememeli, her kitabı okumamalı, her müziği dinlememeli… Seçicilik kaliteye elini uzatmaktır belki de? Rüzgâra kendini bırakmak yalnızca madde aleminde güzel. Rüzgârına hakim olan insan, kendi duvarlarını yıkacak. “Hazır zaten duvar sıkılmış bir yumruğa.”[1] Yumruğu sıkıp sancısını çeken insan, cevheri aramaktan yorulmayacak ve hakkına kavuşacak. Mesele değişimin gerekliliğini fark etmek ve bunun için bırakacağını düşünmeden bırakmak, esası yorulmadan aramak! Yorulanların aradığına inanmıyorum. Yorulmayanlar savrulmaktan sıyrılıp meseleyi gözlerinde ışıl ışıl yakacak. Ne mutlu o adımlarını sabırla örenlere…

 

[1] İsmet Özel’in Amentü şiirindeki bir dizeden uyarlanmıştır.

Yolda Düşündüklerim – Düşünme Süzgeci” için bir yorum

  • 9 Nisan 2020 tarihinde, saat 16:54
    Permalink

    Ruhsuz,idealsiz,inançsız bir öğretim gençliğe karekter,hüner verecek ve insanı aşağı canlıların hizasına indirecektir.însanlığın gidişindeki bu eşsiz gerileyiş,inkılap adıyla adlandırilsa bile nesilleri cehennem hayatına götürmektedir.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.