Yolda Düşündüklerim – Düşünmeme Lüksümüz

Düşünmek, üzerinde düşünülmekten yoksun kalmış bir kavramdan öteye gitmiyor. Düşünüyorum o halde varım, diyenin neden böyle dediğini özümsemek yerine cümlenin nüktesine dikmiştim gözlerimi yıllarca. Tersten okumayı da denedim. Düşünmüyorum o halde yokum. Olmadı. Anladım ki gerçekten düşünmeden, renkli bir cümleden fazlası olmayacaktı bu söz. Düşünmeyen bir çevre, düşünmeyen yol göstericiler, düşünmeyen aile… Düşünmemeye iter hep. Düşünmek lükstür artık. Muhitin mühimliği zannettiğimizden çook daha fazla. Düşünen insanı, çok soru soran insanı her yerde ötelemiyor muyuz biz? Bir devlet dairesinde bile hakkını aramak için sebep sorsan yarım bir ağızla koyarlar cevabı heybene. Var mı şimdi o insanlar? Var. Bedenen. Ruhen yok. Kabul edemem ben onları varlığını.

Bir robottan farksızdır dinlemeyen, düşünmeyen insan. Neye programlanırsa onu yapar. Beni ileri götürmeyen düzenlerin hepsi de böyle değil mi zaten? Robot kusan bir makinadan farksız düzenler… Seni var eden şey düşünmek. Düşünmeyenin karakteri oluşmaz ve rüzgârda savrulan misalindeki yaprak olur o. Her kabın şeklini alır. Suya benzetemem ama. Suyun doğası odur. İnsan dirayeti, karakteri, zevki, siniri olmadan insan olamaz.

Düşünmeyen insan baktığında ne görür sahi? Olanın arkasındakini yoklar mı? Manalara vakıf olabilir mi? Bakmakla görmek farklı şeylerdir, denmiştir. Kulağın bir sesi duyması ile onu anlamlandırmasının farklı şeyler olduğu gibi. Düşünmek de böyle ayrılır. Söylenen bir fikrin samimiyeti varsa orda bir bağ kurulur. Hiç kimseyle olmasa da söyleyenle söylenen arasında bağ kurulur. Vardır artık söyleyen. Ama yanlış ama doğru bir üretim vardır ortada.

Yaşanan şeylerden ders almak da düşünmekle yakından ilgili değil mi? Sebepleri, sonuçları, söylenenler, yapılanlar… Harmanlanır ve bir manaya erme meydana gelir. İnsan bunu yaşadıkça ve kendine yaşattıkça imaları kavrar. Manaya erer. Leb demeden leblebiyi anlayan insanları çok severiz. Ağaçta yetişmedi onlar. Manalarda biraz fazla dolaştı belki. Ama mutlaka düşündü. Çıkarımlarını ertelemedi. Anlamadığı şeylerin peşini bırakmadı. Aradı, aradı, aradı. O aramanın içinde bulundu. Orda vardı. İşte düşünüyor, o halde var.

Bizi düşünmeye bir şeyler itti hep. Seni ne itti? Seni düşünmeye iten şeyleri görürsen kendindeki değişimi hemen anlarsın. Seni düşünme üretkenliğine yokluk mu itti? Karanlıktan korktuğun için mi buldun ampulü? Yorulduğun için mi icat ettin tekeri? Leyla’yı aşka ihtiyacından mı Leyla yaptın? Gözünü döndüren kıza şiir yazmak için mi düşündün? Anneni bir zordan kurtarmak için mi? Sebep de göründüğü kadar basit değildir. Başkalarına yaranmak için okumak, bir ortamda konuşmak için izlemek mi yoksa iyi bir insan olmak, iyi insanlar toplamak, yetiştirmek için mi? Hep çaresiz kaldığında mı düşünmek yoksa anlamları avucuna almak için merak ateşin seni yaktığında mı? Zaten hangisi uzun soluklu olur ki? Bunun cevabı ‘ak kağıttaki ak yazıyı ayırmak’ kadar zor değildir. Bu benzetme bile düşünülerek yapılmış. Necip Fazıl’dan okumuştum. Düşünmüştüm… İnsan düşündüğü sürece çok ama çok üretken. Bir yığın şartın bir araya gelmesi gerekmiyor bunun için. Hiç kendimizi kandırmayalım. Mesela maddi yokluk çeken insan nasıl düşünsün, demek kaçmaktır. Bunu söyleyenlere iyi gözle bakmıyorum. Zaten biraz bakınca görülür ki düşünce insanı olanların çoğu yokluk çekmiştir.

Düşünmenin var etmesi dine, millete, renge bağlı bir şey değil. Akledin, ayetini görmeyen Müslüman da yok doğasını mana aleminde seyredemeyen ateist de. Kitaplarını ders geçmek için arşınlayan öğrenci de yok öğrencisi için daha iyisini dert etmeyen öğretmen de. Çarklara işlenmiş dişliler gibi düşünmeden dönüp duranların dünyasına evrildi dünya. Normalleşenler bile çok ilerde görülüyor. Olması gerekene harika yaftasını biz yapıştırmadık mı? Sosyal devletin yapması gerekeni yapanlara “harika iş çıkarıyorlar” deriz. Bizi biraz dinleyene ise: Ne iyi insan. Meyve veren ağacı öve öve bitirememek gerekir bu durumda. Halbuki bu tuhaf olur. Zaten öyle de oluyor. İşte biz. Çok tuhafız. Tuhaflığından sıyrılanı ise kusurlar yığını bekliyor. Ya kaçacağız ve yokken yok olacağız ya da var olacak ve yok olmayacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.