Yolda Düşündüklerim – İçimdeki Kalabalıklar

Bazen her şeye yeniden başlamak istiyorum. Tüm kitaplarımı bir kenara atmak, filmleri hiç hatırlamıyormuş gibi yeniden seyretmek… Yolumu mu bulamıyorum acaba? Partizan mı olmalıydım yoksa, yoksa kendimi zamana bırakıp yaşantıları göğsümde mi dinginleştirmeliyim? Bölük pörçük mü yaşadım bu hayatı, bilmiyorum. Doğum sancıları deyip geçiyorum çokça. Kıvranışlarımın bir sebebi var, derken yorulduğumu görüyorum aynalarda. Aynalar anlatmıyor bana, anlatsaydı ne güzel olurdu. Didiklemek gerekmezdi kafamda dolaşıp duran tilki kuyruklarını.

Sorumsuz biri olsaydım, dertlerim olmasaydı ya nasıl olurdu? Mutlu olur muydum? Bu sefer de benden ötede bir hayatın bana soyunduğunu hissederdim, eminim. Sahteliklerden bıkar yine kaçardım kitaplara, kafası şişmiş dostlara. Durgunlaşmak değil belki de istediğim. Atamadığım adımların kanatlarımdaki sesleri yırtıyor deli gömleklerimi. Hayır, hayır! Susmak, durmak değil istediğim. Dinginleşmiş bir kafa ve hedeflere yürüdüğüm yollardan emin olmayı diliyorum. Dilemekle kalıyorsam ya? Ondansa çırpınışlarım. Rüzgara kapılıp gitmeye bunca karşı oluşumla bile kapılıp gittiğim rüzgarların haddi hesabı yok. Adını bildiğim, ruhunu gördüğüm o savruluşların önünü kesemiyorum. Çıkmaz değil yolum ama beni çıkaracak o eşiği kucağımda tutmaktan yoruldum. Karşıma oturtup paylamak istiyorum. Sustuklarım, yorduklarım, yorulduklarım paçamdan akıyor dilimde süsleneceğine.

Gördüklerimi göremeyenlere kızarken şimdi görülenleri ben mi görmüyorum acaba, diyorum. Saygısız mıyım, uslanmıyor muyum? Kendimi tanıyacağım diye hayatı ıskalamakla meşgulsem ya. Geç kalma korkusu her şeyi yarım bıraktırıyormuş. Bunu erken kavradım belki de. Ruhumda aydınlanan şeylerin kafamdaki karanlıkların çocuğu olduğunu ne zaman belleyeceğim? Evet, uslanmıyorum. Uslanasım yok. Biliyorum çünkü insan bir şeyi istedi mi yapar. İstemenin manasına eremeyenlere ne çok sinir olurdum ben. Biriktirseydim şimdi onlardan taç yapardım aydınlık şehir çocuklarına. Bari hiçbir şeyi sallamayan ruhları arınırdı.

Yalnızlık var bir de. Hep asilliğine inandığım o yalnızlık. Anlaşıldığımı görmeyedurayım, yalnızlık isteğim kalıyor mu hiç? Kalamaz. Doğama aykırı bu. Yorulduğumda savunmasız oluyorum. Savunmasızken bıçaklar bilenir. Neden geceleri hayallerimiz coşar, dertlerimiz palazlanır? Birlikte yürüyüp de umursuz davrandığım her şey bir vakti bekliyor. Belki de o vakitlerdeyim.

Tam düşerken bir yumruk daha yemeyeceğim. Yersem belki de tutunduğum dalı Rab bellerim! Kim güvenebilir kendine haberdar olmadığı, farkında olmadığı bir cenkte. Yaşama içgüdüsü insanı tuttu mu, orda iş bilinçten çıkıveriyor. Zor zamanda konuşmak, karar vermek, vazgeçmek, adım atmak zor. İşte bunlar hep bundan. Zorluğun kurduğu dağlara benim güneşim girebiliyor mu? Girmiyorsa nasıl nüfuz edeceğim? Zor, deyip geçmek ne kolay. Kolayı seçmeye alışınca zora tahammülüm kalmıyormuş. Tahammülsüzlüğümün aralayamadığı perdeleri heybeme atmak da nesi? Yanımıza yanaşamayan yılgıyı evime davet ediyorumdur. Sonrası cebelleşmek. Sonrası muğlaklığın ruhumda devirdiği ağaçlar. Zihnimi bulandıran seller. Sonrasını sonraya bırakmaksa bir nevi intihar!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.