Yolda Düşündüklerim – İsyankâr Olma Zorunluluğu

İsyana zorlayan bir çağın bağrına düştük. Her yanımız sarılmış, zihnimize dikte edilmeye çalışılan onca şey yığılmış önümüze, engeller konulmuş, diplomalar kandırmacaya doğru gidiyor. Aşkın bile kendisi yokları arşınlıyor, adı derya deniz. Dillere pelesenk olan yalanlar var. Meşhur yalanlar. Her seferinde tekrara düşen anlatılar, sorgusuzluk bilinçsizliği, sahte gülümseyişler…

Bir akşamüstünün okşayıcı güneşinin aksinde düşüncelere dalmanın keyfi nerede? Buna vakti olan insanın bunu elinden kaçırması bile başlı başına isyan sebebi. Kendime ayırmadığım tüm vakitlere üzüldüğümde mi anlayacağım durup düşünmeyi? Kendime, hayatıma dışardan bakamıyorken, dünümle bugünümü mukayese ettiğimde fark göremiyorken ve hatta mukayese bile edemiyorken bu hayat benim hayatım değil. Hayır, değil.

En baştan beri bize yutturulan hayata kafa tutmak ne zaman aklımıza gelirdi ki? İlkokul sıralarında mı? Tertemizken zihnimiz ve yeni yeni söküyorken harfleri bize bir şeylerin manası sezdirildi mi? Mesela neden okumamız gerektiği? Yoksa yalnızca okumamız lazım diye mi okuduk. Harfleri öğrendikten sonra? Belki de düştüğümüz eller kendine göre işledi bizi. Sormak yerine şaşırma ünlemleriyle kabul etmeyi seçtik hep. Çünkü zihnimizin meyli kabul etmeyeydi. Günün birinde sormaya başlayınca sivrilen olduk, olacağız. Dik durabilen isyan edecek, durmayan sivrildiği gibi sinecek. Herkes aynı şartlarda gelmiyor dünyaya. Herkes iyi öğretmene, aileye, çevreye denk gelmiyor. Hayatın bize bıraktığı gölgelikler de var kavurucu sıcaklar da. Sıcağa düşen gölgeliği aramayacak mı?

Neresinden tutsak elimizde kalıyor bu çağ. Okul dediysek biri değil hepsi öğrenmeye karşı duruyor öğreterek. Öğretene değil öğrenene verildi artık bu öğrenme imtiyazı. Bilgiyi, gerçeği talep etmiyorsan sana anlatılanlar yeterli. Gerçeği gösteren nadir öğretmenleri de fark etmezsin. Edemezsin. İçinde yırtınan bir merak duygusu olmayan ne bilsin ufukları, değişimi, hakikat sorgusunu. Yanlış yolda doğruyu aramaya çalışanlardan çok ne var şimdi?

Mesela bambaşka bir noktadan bakıyorum. Bir kadın da kendi halinde ölmeyi hak ediyor. Tıpkı erkek gibi. Şiddet görmekten korkusunu üzerine giymiş kadınların suskunluğu boğuyor bu çağı. İsyan edemeyişini düşünün, tüm kapıları kapalı. Hepsi bir canavara çıkıyor. Korunmamış, korunmak öğretilmemiş, yahut yanlış seçimlerinin tüm yükü kendi üzerine bırakılmış. Susacak mıyım buna? Boğazımda düğüm, içimde yara olmayacak mı? Ya şiddet gören erkekler? Kadınları öncelerken onları da unutacak mıyız? Ben asla unutmayacağım. Sahile vuran çocukları, bataklıkta kalan aileleri, küçücük yaşta evlendirilen ve çalışmak zorunda kalan çocukları…

Gündemler kadar hızlı değişiyor hayat. Ben de bu hızla atlıyorum şimdi. Nesil çatışmaları eskiden ebeveyn ile çocuk arasında oluyordu. Şimdi kardeşler arasında bile oluyor. Biri olgun diğeri zamane çocuğu. Hangisini tutsanız aklınız diğerinde kalıyor. Bu kadar hızlı değişen bir dünya bize soluklanacak vakit vermeyecek mi? İsyan etmezsem vermeyecek, anladım.

Sırtıma yüklediği her ayrıntıyı kabul etmeyeceğim. Kansız bir zaman bu. Kanı çekildiğinde insandan ne kalırsa bu çağdan da geriye o kaldı. Dünya içinde dünya kurmanın, çoğunluğa uymamanın elzemliği önüme dikiliyor her adımımda. Öğrenciyken de böyleydi öğretmenken de böyle. Eş olunca da böyle olacak baba olunca da.

Yaprağımsı değil ruhum. Bir çağlayan gibi kıvrılıyor içimde. Coşkunun olmadığı seyirleri kabullenemiyorum. Sinersem yok olacağım. Bana biçilen maraton bu. Elimde olmadan sivrileceğim, bir konserin can alıcı yeri olacağım, sabahın serinliğinde ve akşamın kızıllığında açacağım. Yaşamaya atılan her bıçağın önüne duracağım. Kelimelerim ve ben tükeneceğiz belki ama başımız dik gideceğiz. Ne diyordu İsmet Özel: Evet, isyan!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.