Yolda Düşündüklerim – Mükemmeliyetçiliğe Sövgü

Her şey tadında güzel, demişler. Boşuna olmayan bu laflar yeri geldiğinde hepimizin karşısına çıkıyor ve dersini veriyor. Bazı şeyler fazla. Bazı kelimelere bazı ekler fazla. Mükemmel iyiyken mükemmeliyetçilik fena! Delinin bir kuyuya attığı taştan farksız.

Ben de mükemmel olacaktım. Her çağın kendisiyle beraber hastalıklar, zafiyetler getirdiğini görmedim. Şimdilerde yaşayamadım. Yarınlarda koşturdum durdum. İstesem de istemesem kendimi habire onun ağına sarılmış buldum. Bir filmde, dizide karşıma çıkan hayatlar hep mükemmeldi. Ya da ben mükemmeli görmeyi yeğledim. Öyle istediler, kandım. Kandırıldım diyemem, bu benim elimdeydi ve blöfleri her seferinde yuttum. Eksiksiz, kusursuz ev tasarımları, ilişkiler, iletişim… beni hep kendi eksikliğime götürdü. Gerçek hayatı hep senaryolarla kıyasladım. Evet, senaryo… Kurmaca olduğunu bile bile hem de… Dedim ya, hep ağına sarılmış buldum kendimi. İçimde bir şeyleri kıpırdattı. Olması gerekeni gizleyerek yollarımı şaşırttı. Elin patlıcanı tatlı geldi.

Halbuki bir sürü saçmalık vardı onlarda. Olmayacak şeyleri ağzımı açarak izledim, inanmasam da etkilendim. Basit takıntıları, hayatın içinden diyalogları, halkın dertlerini görmedim orda. Görmedikçe mükemmel gibi gösterilen sahteliklerin yerine gerçekleri yadırgadım. İyiye koştuğumu zannettiğim mesafeler kendimle aramda yükseliyormuş meğer.

Zweig, Dosto, Sabahattin Ali, Nuri Bilge, Zeki Demirkubuz hep sıktı beni. Ya da anlamadım. Halbuki sahte, bayağı saçmalıklardan kaçanlara ne çok şey söylemişler. Gözümüze soka soka hem de.

Gerçeklere gözümü ne zaman kapasam neticesi mutsuzluk oldu. Dengeleri alt üst ettim. Aynı şartta olmadıklarımla aynı yollara soktum kendimi. Aynı mükemmelliğe yelken açtım. Motivasyonum muhteşemdi. Ama tökezledim. Ve bir daha tökezledim. Mükemmeliyetçiliğin çektiği batağa hızla saplandım. Çırpındıkça battım. Neresinden dönersen kârdır, demedim. Ayakları yere basmayan başlangıçların hazin neticesi…

Hayallerimi yükseğe koymalıydım. Başkalarının hayallerini kendi hayallerimin yerine değil! Sonra atacağım adımları mükemmel olması için tasarlarken adım atmayı unuttum. Gördüğüm her kusursuz şey adımlarımı erteledi. Hevesimi kırdı. Yapmacık harikalıkların beni olmadığım bir insana nasıl dönüştürdüğünü de çok sonra fark edecektim. Hazır değilim, diye diye başlamadığım şeyler yaparken daha iyi olacağım şeylermiş. Mükemmeli beklerken mükemmele giden yola adım atmamak bu. Bir nevi atalet. Kervanı yola çıkaramamak! Adımını atabilmiş ama niteliği kazanamamış bir yığını eleştirerek geçti vakitlerim. Bugün, yarın derken yerimde saymaktan başka bir şey yapmıyormuşum. Akıllı düşünürken deli yolları aşmış işte. Deli olmadığım her güne keşkelerle, buğulu yaşlarım arasından bakıyorum. Akıllı davranmakla kafayı yiyen, delilerin altında ezilirken buluyor kendini. Çünkü akıllıyı tutan şey deliyi itti. Ertelemek mükemmeliyetçiliğin yan etkisiydi ve doktorlar bunu söylemedi.

Kıvılcımlarımı başkalarına bıraktım. Eyvah, ne ormanlar yandı! Bana şeker uzatırken bıçağını arkasında saklayan komşumdu mükemmeliyetçilik. Bunu belledim. İşe koyulmamı engellerken harika fikirleri boca ediyordu beynime. Hemen halledeyim dedirtiyor, aceleye getiriyor; adım adım, planlı, disiplinli kapıları kapatıyordu. Hep böyle yapıyor. Dinlendirmiyor bir yazıyı. Kabartmıyor kekleri. Eli kaleme götürmüyor ve aynalara hapsediyor gülmesi gereken bir yüzü. Çayı demletmiyor, bardağa sallıyor. Şiiri bekletmiyor. Hatibi susturuyor, ressamı kör ediyor.

Anladım… anladım daha iyisi diye diye evde kalan gonca gülü. Gelinliğin kumaşını kefen yapıp avucumuza bırakıyor, sevdiriyor, anladım. Birazdan, sonra diye pusatları var; gördüm. Bağladığında ellerimi, damarlarıma neşter atacağını geç fark ettim. Zanlarımı kendime düşman ettiğini küfrederken söktüm dillerimin arasından. Nasıl batılırsa bataklıkta öyle battım. Bana yaptırmadığını kendi yaptı. Adım adım, yılmadan, ertelemeden… şimdi sövgülerim var elimde. Üzerinde sinir izlerim. Halbuki mükemmel bir zaman yönetimini köylüden, anın tadını çıkarmayı çocuklardan, zamanını beklerken tedirgin olmamayı ağaçlardan, her şeye rağmen devam etmeyi güneşten, güzelliği ve çirkinliği gelincik tarlalarından öğrenebilirdim.  Mükemmel olacaktım ben, mükemmeliyetçi olmasaydım.

Yolda Düşündüklerim – Mükemmeliyetçiliğe Sövgü” için 2 yorum

  • 20 Nisan 2020 tarihinde, saat 19:23
    Permalink

    Duygulara tercüman olmuş bi yazı iki kere okudum harika, tebrik ediyorum kaleminize yüreğinize sağlık..

    Yanıtla
    • 23 Nisan 2020 tarihinde, saat 19:46
      Permalink

      Cümleleriniz basamak basamak öze dönüşün ve nasıl mükemmel olunmayarak asıl mükemmel olunurun cevabı olmuş, düşüncenize kuvvet yüreğinize sağlık! (:

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.