Yolda Düşündüklerim-Okuyabilen Ümmiler

Geçenlerde okulun çay ocağına girdim. Karşılaştığım manzara beni hem etkiledi hem düşündürdü. Hizmetlilerimizden biri iki kavanozu evirip çeviriyor, sağına soluna bakıyor, bir karar vermeye çalışıyordu. Anladım ki şekerli ile şekersizi ayırt etmeye çalışıyor. Üzerinde yazmıyor mu, demeyin! Belli ki amcamızın okuma yazması yok. Küçük bir yazı… Şekerli… Şekersiz… İçinden çıkılmaz bir hale büründürebiliyor hayatı. Okuma yazmasızlığın etkisini bu kadar derinden hissetmemiştim uzun zamandır. Elinin altındaki şeye yabancısın. Hah tam da burada -“elinin altındaki şeye yabancısın”dan yola çıkarak- başka bir yabancılığa açıldım birdenbire. Okuyanların okumaya yabancı olmasına… Elinin altındakini bilememesine.

Çok fazla gördüğüm başka bir manzaranın amcamızın durumundan pek de farklı olmadığını düşünüyorum. Okuyoruz ve bir sürü seçeneğimiz var. Ama ne okuyoruz, neyi okuyacağız? Bakıyoruz, evirip çeviriyoruz bulamıyoruz. Şu anda toplumun çıkmazlarından biri bu. İnsanlar habire listelere sarılıyor. Sürekli tavsiye istiyor. Yolunu çizmeye, okuma ümmisi olmaktan kurtulmaya çalışıyor.

Okumanın öncelikle anlam kurma süreci olduğunu kabul edelim. Ve bu süreci doğru anlamadığımızı ve okumalarımızın da bu yüzden sığ kaldığını fark edelim. Ben olsam öyle yapardım. Bu, işin püf noktası. Gerisi buna bağlı. Anlayarak okuduğunuz on sayfa anlamadan okuduklarınızın hepsine bedel. Anlamlarda dolaşarak okuduğunda her insan kendi okuma serüvenini ortaya çıkaracaktır. Zevklerine uyanları ve değerlileri -her alışverişinde fiyat performans araştırması yapan halkımız- dengeye koyacaktır. Bu, şu demek: Hem zevk aldığım okumaları hem de olması gereken okumaları birlikte yürütebilirim. Gözü sürekli çok satanlarda olanları bir türlü benimseyemiyorum ben. Güncel olmak güzel ama bugüne takılıp kalmak kötü. Tabii eskiye takılmak da. Burada bir denge şart.

Çok küçük araştırmalarla zamana meydan okumuş yazarları bulabiliyoruz. Bu yazarların tutunmasının bir sebebi var. Dil zenginliği, özgünlük, toplumu görebilme, düşündüğünü aktarabilme… Ben, olması gereken okumalara inanıyorum. Yoksa okuyan kişinin dili de savrulup gidiyor düşüncesi de. Zevk sahibi olamıyor ve kötü yayınevlerinin piyasa kitaplarını çok satanlara taşıyabiliyor. Ahmet Hamdi Tanpınar okuyamayan kişi elbette gidip Hikmet Anıl’a sarılabiliyor. (Çok severim Tanpınar’ı. Türkçenizi geliştirir. Ve iyi roman yazar. Hap sözlerle gereksiz romantikliğe itmez sizi.) Yoran kitaplara mesafeli duranların hep bir yerlerde çırpınıp kaldığını gördüm. Çünkü yorulmadan gelişen bir şeyin olmadığı gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Üniversite’de okuma eğitimi dersimiz vardı. Hocam, Cemil Meriç’i bizden sonraki sınıflara okutamadığını söylediğinde çok şaşırmıştım. Ve üzülmüştüm onlar adına. Bu çok ciddi bir şey! Eline sözlük almayan, yorulmak istemeyen bir okuyucu düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum. Bilmediği kelimelerden dolayı okumayan insan zaten bilmeye aç değildir. Ya okuyor görünmek için ya da sadece zaman geçirmek için okuyordur. Kim ne düşünürse düşünsün. Ben böyle düşünüyorum. Bilmenin, gelişmenin emeksiz olacağını mı zannediyoruz yahu? Saygısızlık… Bilmeye, ilme, kitaba, emeğe saygısızlık. Yarım yamalak oluşların, sürekli arayışların, bulamamanın sebebini dışarda aramaya gerek yok. İçimizden bize sırıtıyor. Kararsızlık, gayretsizlik… Sonrası okuma yazması olan ümmiler ordusu…

Bu arada olması gereken okumalar dediysem gözünüz korkmasın. Bunların arasından mutlaka birileri sizi çeker, kendini sevdirir. Dosto’yu sevmediysen Tolstoy okursun. Germinal sıktıysa 1984 okursun. Tanpınar senlik değilse Sait Faik göz kırpar sana, Cemal Süreya açar kapısını, İsmet Özel durur karşında. Hiç olmadı bir de modern klasiklere göz atarsın. Habire bilim kurgu, aşk, fantastik okuyacak değilsin ya cancağızım? Sevdiğinden yürür gidersin. Sonra o okuma dallanır budaklanır. Yeter ki kaynağı bul. Her kitabı okuyacak vakit yok. O yüzden kitaplığın bir seçki olacak, olmalı. Nasılına başka bir yazıda gireriz. Kitaplardan yana olalım, gerçek kitaplardan… Okumaktan, gerçek okumaktan…

Yolda Düşündüklerim-Okuyabilen Ümmiler” için bir yorum

  • 12 Mart 2020 tarihinde, saat 21:00
    Permalink

    Bugün talebelik artık ilim yolculuğu değil,diploma avcılığıdır.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.