Yolda Düşündüklerim – Zamana Tutunmak

Zamanın içinde kalmak için sarf ettiğim çabayı kumsalın kumlarıyla kıyaslayabilirim. Yeni bir gündem, yeni bir plan, yeni bir konu… Habire üzerime gelen oklar gibi. İlk bakışta fırsat gibi görünen birçok şeyin önümde duvar oluşunu ezber ettim. Hayattan geri kalınır mı? Her fırsata, her lafa, her konuya atlayınca kalınıyor.

Neredeysek orda olmayı beceremiyoruz. Abartma iştahımızın git gide arttığı bu çağda sağıma soluma bakmadan yürümek için kendimle savaşıyorum. Bir sürü kitabın içinden hangisini seçeceğim ki zamanımdan çalmasın? Sevdiklerimin hangisine vakit ayıracağım? Ne kadar ayıracağım? Benimle aynı derdi olmayanın vakti benimle bir mi? Bana göre çok, ona göre az. Ona az, bana çok. Aynı vaktin içine sığamıyoruz. Rollere alışıyoruz. Küstah ve sahte rollere. Hangi filmi seçeceğim, hangi programı izleyeceğim, hangi programı yapacağım? İçinde rol olmayan, zorunluluk olmayan hangi yol benim?

Bir akşam yine zamanımın içinde kalamadığımla yüzleşiyorum. Yapmam gereken neydi ben ne yapıyorum? Yanımda akıp giden hayata dahil olamazken ve kendiliğimle kalamazken başkalarının hayatını mı yaşıyorum? Dertler benim mi? Ödünç mü aldım? Meşguliyetime çomak sokan ne? Peşinden gittiğim şeyler yıllarımı mı çalıyor? Bundan mı akışında kaybolamayışım? Tadını çıkaramadığım her şey başkasınınmış gibi hissediyorum. Zamanımın arasına girip beni o andan çalanlara zırhımı giyip gürlemek istiyorum. Siz benim değilsiniz! Siz benimle değilsiniz! Başkalarının bağrından kopup gelmeyin kapıma. Bırakın beni özgürlüğüme. Anın tadında kaybolmamı tepelemeyin.

İnandım ve güvendim kendime. Şimdi olmasa da yapacağım bunu. Dalından koparıp yediğim meyvenin tadına fotoğrafını çekmeye dalmadan da varacağım. Gezdiğim yerin ruhunu kaçırmayacağım. Hep gösterme tutkusundan kaçıp kahvehanesine sığınacağım bir şehrin. İnsanlarını tanıyacağım. Dinleyeceğim ve anlatacağım. İnsanı nüfuz edeceğim. Soluğum anılarla dolacak. Anın tadını bir kameraya koyup başkalarına peşkeş çekmeyeceğim. Hepsini tadında kaldıracağım rafa. Zamanı geleni ertelemeyeceğim. Zamanı gelmeyene koşmayacağım. Çalınan zamanlarımı söke söke aldığım günler unutturacak bana başıboş yaşadıklarımı. “Gölgesinde oturduğum yaprağı incitmeyeceğim.”

 

“Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre, geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında.”

Bana sık sık uğrayan bu şiir hep yalnızlığımı gülümsetiyor. Tanpınar da aynı gemideymiş demek ki, diyorum. Birbirimizi görmüyoruz, göremeyeceğiz ama el eleyiz. Okumasaydım bilir miydim hiç? Okumanın yalnızlığa iyi geldiğini erken tecrübe ettim. Yakaladığım her benzerlik daha da tuttu beni. Zamanın içine girebildiğim nadir anlardan oldu okumak. Sonra anlattım dostuma, sevgiliye, aileye, talebeye… Kimi dinledi kimi miş gibi yaptı. Beni yine yazanlar tuttu çekti zamanın içine. Sevgimi olduğu gibi vermeyi, hak edileni, edilmeyeni, yalnızlığın mümkün olmadığını, arayanın bulacağını, inananın, isteyenin yapacağını gösterdi. Minnettarım.

Zamanın içinde tutunabilmek, kendi içimize yapacağımız yolculukla mümkünmüş. İçimizden geldiği gibi yaşamak, zamanın diğer anlarını silebilmeye gebeymiş. Kendimizle oluşumuz yaptıklarımızdan pişman olmamakmış. Ders alabilmek soruna değil sorunsuzluğa uzanırmış. Sorumluluk ağırlaştıran değil hafifletenmiş. İçimizdeki tatlı suya ılık ılık kendini bırakmakmış zamanın içinde olmak. Zamanın içindeki o ufak anları, damlacıktan denize erdirmeye olsun yolculuğumuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.