Zikir, Fikir ve Su

Bismillah ve su… Farkında değilim ama zihnim bu iki kelime arasında bir bağlantı kurmuş. Su denilince, Bismillah geliyor aklıma. Nedeni nedir dersiniz? Çocukluğumda o mübarek kelimeyi sadece, su içerken zikredilir zannederdim. Sanırım temel sebep bu. Sonralarda öğrendim elbet; Bismillah’ın binler hikmetlerinden bir kaç hikmetini.

Üniversitede Malzeme Bilimi dersindeyim. Derste içim geçmiş tam dalmışken hocanın rock müzik ve su moleküllerini aynı cümlede kullanmasıyla alıcılarım birden açıldı.

Su kristallerine klasik müzik dinletince daha düzenli, rock tarzında sesler dinletilince daha düzensiz çarpık çurpuk bir yapıya sahip oluyormuş. Bu görüntüler özel mikroskoplar ile fotoğraflanıyormuş vs. Bununla ilgili çalışmalar yapan bilim insanları varmış.

Bak sen şu akılsız şuursuz suya! Elbette ona bunu yaptıran bir Zat-ı Zülcelal var! dedim, kendi kendime.

Konu anladığınız üzere, dikkatimi oldukça celbetti. Sonra kendimi Dr.Emoto’nun internet sitesinde buldum.

Emoto’nun su kristalleriyle ilgi yaptığı deneylerin bir kısmını inceledim. İnanın insana, Sübhanallah! dedirtiyor. Bu deneylerin bir kaçından bahsetmek isterim izninizle.

Emoto, bazı sevgi ve nefret kelimelerini kasede kaydederek içinde aynı tip su bulunan cam şişelere gece boyunca dinletmiş.

Sevgi, taktir ve teşekkür sözcükleri dinletilen şişededeki su kristallerinin çok simetrik ve güzel olduğunu, kin ve nefret sesleri dinletilen kristallerin ise tanınmayacak kadar dağınık olduğunu gözlemlemiş. Fotoğraflara da yansımış zaten.

Benzer deneyi klasik müzik ve metal müzik ile de yapmış Emoto. Klasik müzik dinlettirilen su kristallerinin kar taneleri gibi düzenli şekillerde olduğunu, metal müzik dinlettirilen su kristallerinin ise tamamen şekilsiz ve dağınık olduğunu fotoğraflarla tespit etmiş.

Su moleküllerinin düşüncelerle arası nasıldır sizce? Dr. Emoto bunu da incelemiş.

Negatif düşüncelere maruz bırakılan su örnekleri koyu renkli, asimetrik ve tamamlanmamış motiflerde olduğu yine deney fotoğraflarında gözlemleniyor.

Dr. Emoto’nun on binlerce deneyi var ama en son gözüme çarpan deney beni çok sevindirdi. Emoto ve ekibi Fujivara Barajından topladıkları suya dua okumuşlar. Su kristalinin duadan önceki biçimi ile sonraki biçimi arasında belirgin farklılıklar gözlemlenmiş. Duadan sonraki halinin muazzam bir kar tanesi motifinde olduğunu gözlemlemişler.

Aslı var mıdır bilmem? Ama Emoto yeni bir çalışma yapıyormuş ve bu çalışmasını İslam dünyasına hediye edeceğini belirtmiş. Bu çalışmada Allah’ın 99 ismi su örneklerinin üzerine yazılmakta ve oluşturdukları su kristalleri fotoğraflanmaktaymış. Dediğim gibi bu sadece bir duyum ama bunu Emoto’dan beklemeye ne gerek var onu da anlamış degilim?

Bütün bu deneyleri incelerken aklımda hep Bismillah vardı, itiraf edeyim. İster istemez su denilince Bismillah geliyor ya aklıma.

Su içerken Bismillah dediğimde, suyun moleküllerini değiştiriyormuşum da farkında değilim.

Su, Allah’ın adıyla düzenli kristaller halini alıyor. Hangi adını? eş-Şâfi, el-Alim, el-Hakîm… Hangisini hissederek içersem onu.

Şu bir gerçek ki, bir damla gül yağı bir kova suyun tamamını gül kokulu yapar. Yani kovadaki su kristallerini gül yağına benzetir. Bismillah diyerek içtiğimiz su da vücudumuzun yüzde 70’ini oluşturan suya karıştığında vücudumuzun yüzde 70’i Bismillah’ı duymuş, hissetmiş su olur mu? Olur elbet. Ayan beyan Emoto’nun deneyleriyle ortada değil mi?

Her hayrın başı Bismillah.

Yemeğe bismillah, abdeste bismillah…

Sıvıların kristal yapısına da değişiklik yapıyoruz anlayacağınız. Hem de ne güzel değişiklik…İste, çok hikmetlerinden birkaç hikmeti Bismillah’ın.

Sanki dünyanın bütün sırlarını çözmüş gibi hissediyordum kendimi. Yok yok öyle değil. Nefsime dedim. Bismillah, kendi içinde bir alem, su da onun içindeki sırlardan biri.

Olaya bir de şu cihetten bakmak lazım geliyor. Vücudumuzun yüzde 70’inden fazlası su dedik. Karşımızdaki insanla ilgili ne hissedersek, zikredersek o kişi bundan etkilenecek. Hatta bir bakışımızdan karşımızdaki insanın kimyası etkilenecek. Halinin tavrının değişmesine sebep olacağız belki de.

Senai Demirci’nin dediği gibi sevdiklerinizin huyuna suyuna gidin. Bizden söylemesi.

Karşımızdaki insanın su moleküllerini etkileyebiliyoruz da kendimizinkiler etkilenmiyor mu? Gıybet, su-i zan gibi kötü hassalar bizim su moleküllerimizi etkilemiyor mu, elbette etkileniyoruz? Başkasını çekiştirirken kendi kuyusunu kazan, kendini insan zanneden insan…

Açıkçası tâ Japonya’lardan Emoto’nun çalışmalarından bahsettim ama o kadar da uzağa gitmeye gerek yokmuş. Öncelerden duymuştum Osmanlı’da musiki ile tedavinin yapıldığını ama kulak ardı etmişim maalesef. Araştırma yaparken fark ettim.

15.yy’da Osmanlı’da akıl hastaları su ve musiki ile tedavi edilirmiş (Avrupa’da delilerin içlerinde şeytan var denilerek yakıldıkları dönem). Edirne Sultan Bâyazid Darüşsifası’nda, Haseki Dârüşsifası’nda su ve musiki ile tedavi gelişmiş. Hangi makamın hangi hastalıklara iyi geldiği bile tespit edilmiş. Bu da araştırılması gerek faideli bir konu.

Sonuç olarak; vücudumuz küçük küçük su küpleri halinde görülen hücrelerden oluşuyorsa ki öyle, ses eğer bir şifa ise ve güzel seslerin insanlar ve eşyalar üzerine olumlu bir tesiri varsa İlahi ses yani vahyin tezahürü olan Kur’anı Kerim en başta gelen şifa kaynağıdır.

“Biz Kur’an’dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin de (inkarlarından dolayı) ancak ziyanını artırır.” İSRA -82

Evet anlayarak okumak önemli ama Kur’an-ı Kerim’i indirildiği haliyle okumak, dinlemek de ne kadar ehemmiyetli, anlıyoruz.

Rabbimiz bizi bir katre sudan yarattı. Şimdi de yüzde 70’den fazlamız su… Daha ne sırları hikmetleri var elbet. Kainatı hikmetler üzerine kurmuş Yaradan…

Aciz, fakir aklımla tefekkür edebildiklerim bunlardır. Kusurum olmuş ise Yüce Allah’dan affımı niyaz ederim. Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.